1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Abi noldu bizim o iş?'
Abi noldu bizim o iş?

'Abi noldu bizim o iş?'

Cemal Bulutoğluları yine memleketin gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Bu, ilk kez olmuyor. Son kez de olmayacak. Lefkoşa Türk Belediyesi’nin içinde bulunduğu kötü duruma ilişkin birçok şey yazılıp çiziliyor. Ben, bu yazıda belediyecilik ya da yer

A+A-

 

 

Cemal Bulutoğluları yine memleketin gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Bu, ilk kez olmuyor. Son kez de olmayacak. Lefkoşa Türk Belediyesi’nin içinde bulunduğu kötü duruma ilişkin birçok şey yazılıp çiziliyor. Ben, bu yazıda belediyecilik ya da yerel yönetim anlayışları üzerinde değil, Kıbrıslı Türkler’in siyaset algısı ve siyasetten beklentileri üzerinde durmak istiyorum. Aşağıda görmüş olduğunuz fotoğraf, benim DAÜ Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğum esnada, DAÜ mezuniyet töreninde çekildi. Bu fotoğraf çekildiği tarihte, henüz Kıbrıs Türk Medyası’nda Hellimli Demokrasi diye bir TV programı yoktu. Ben Hukuk Fakültesinden yeni mezun olmuş bir öğrenciydim ve o dönem, Sim Radyo’da, her Çarşamba saat 17.00’da “Zorunlu Seçmeli” isimli, yine siyasi mizah ağırlıklı bir radyo programı yapmaktaydım. Bu fotoğraf çekildiği anda, Cemal Bulutoğluları henüz beni tanımıyor, ancak ben onu iyi tanıyordum. Fotoğrafta yüzüme yansıyan hafif muzip bir tebessüm var. Bunun sebebi, tam da o fotoğrafın çekildiği günden iki gün önce, Sim Radyo’da kendisinin taklidini içeren bir skeç yayınlamış olmam. Bu fotoğraf çekildiğinde o beni henüz tanımıyordu, ancak etrafımda gördüğü ailemden dolayı, kuvvetle muhtemel CTP’li olduğumu biliyordu. Bugün; her karşılaştığımızda “Hellimli Demokrasi’de bana daha çok yer ver, beni daha sık eleştir...” diyor. Yani anlayacağınız, o zaman radyo programından haberi yoktu ama olsaydı bile muhtemelen bu fotoğrafı yine de çektirirdi.

 

LTB’NIN GIRNI SAVUNMA HATTI

 

Bu ülke küçük bir ada. Bunun dolaylı ya da doğrudan sonuçlarıyla neredeyse hayatımızın her günü karşılaşıyoruz. Cemal Bulutoğluları’na ilişkin yaşanan tecrübede, siyaset ve insan ilişkileri çok çarpıcı biçimde, bize çok fazla “ada” olduğumuzu, hatta belki de dünyadaki “en ada” ülkenin biz olduğumuzu hatırlatıyor. Geçen hafta, Pınarbaşı köyüne gittik. Sebeb-i ziyaretimiz: Hellimli Demokrasi’nin sevilen yorumcusu otobüs şoförümüz Kemal Hacıyarım’la ropörtaj yapmak. Bir UBP delegesi olan Kemal Hacıyarım, akaryakıta yapılan zamlar konusunda hükümeti ağır bir bombardımana tutuyor. Etrafımızda toplanan köylüler, Kemal’a nazaran daha ürkek, ama onu gördükçe onlar da içlerindeki dertleri sıralamaya başlıyor. Konu Lefkoşa Belediyesi’ne geliyor. “Nedir be Kemal bu hal, belediye battı her yer çöp kokuyor... Çalışanlar ödenmiyor...” diyorum. Hükümete karşı takındığı tavırdan farklı bir tavır takınıyor: “Be Cemal herkese yardım etti be... Bütün guluplara para verdi... Bu millet nankördür be... Hepsine ekmek verdi!” diyor. Tepkisinin devamını merak ediyorum, üsteliyorum: “Peki; ne olacak şimdi? Herkese “evet” deye deye belediye battı! Böyle belediye yönetilir?!”. Bulutoğluları’nı desteklemekte ısrar ediyor: “Olabilir! Be bu adam 100 isderline ev verdi be insanlara! Hangisi yaptı be bunu!”. Kıbrıs’ta siyaset ile dedikodu maalesef çoğu durumda iç içe geçmiş halde yaşanıyor. Tüm partilerin ve siyasi pratiğin kritiği kahvelerde veya bu şekilde diyaloglarda yapılıyor. Herkes, birilerini ya da bir partiyi destekliyor, ancak önemli olan desteklemek ya da destekler görünmek değil. Önemli olan, desteklediğiniz kişi ya da kurum bulunduğunuz ortamda sözel saldırıya uğradığı durumda takınılacak tavır. Cemal Bulutoğluları örneğinde bu tavrın özellikle insan ilişkilerinin de etkisiyle savunmacı bir yapıya büründüğünü görüyoruz. Baktığınız zaman bugün, Lefkoşa Belediyesi’nin içinde bulunduğu içler acısı durum savunulacak bir yapı mı? Kesinlikle değil ama soru şu: Hala savunanlar var mı? Evet, şekil 1A Kemal Hacıyarım’da görüldüğü gibi var. Peki biz bu ülkede insan ilişkileri ile süslenmiş kötü politikaya mı mahkumuz, ya da iyi siyaset, iyi insan ilişkilerinden illa ki arındırılmış mı olmalı?

 

 

 

BRÜKSEL’DEN İTHAL BELEDIYE BAŞKANI

 

Brüksel’de görev yapan bir yerel yönetimler uzmanını alsak, tüm bilgi birikimiyle getirip Lefkoşa Belediyesi’nin başına oturtsak mesela. Adam mesaisinin büyük bir bölümünü bilgisayar başında projeler ve sunumlar hazırlayarak geçirse, Lefkoşa’ya daha iyi bir hizmet vermek için didinse dursa. Sizce nasıl bir sonuç alırız? Bence çok fazla dayanamaz. En basiti, ilk aklıma gelen komplikasyon şu; Bu adamın telefonu çalıyor ve karşıda tanımadığı bir ses soruyor: “Abi noldu bizim o iş?”. Bizim ideal belediye başkanı muhtemelen aldığı Brüksel terbiyesine paralel: “Sen de kimsin? Ne işi? Kimden aldın numaramı kardeşim?” diyecek. Haksız mı? Kendi siyasi kültür ve geleneğine göre haklı. Belediye dediğiniz sorma gir hanı değil ki. İsteyen, kendi işini belediyenin halka ilişkiler biriminden takip etsin değil mi? İşte, bizim memlekette maalesef öyle değil! Telefonla arayan adamın bizim Kemal Hacıyarım olduğunu düşünelim mesela ve başkan tarafından bu şekilde muhatap alınmadığını hayal edelim. Ben, Pınarbaşı’na gidip bu ruh halindeki bir Kemal’a “Nedir be Kemal bu hal, belediye battı her yer çöp kokuyor... Çalışanlar ödenmiyor...” dersem cevabı ne olur sizce? Muhtemelen şöyle bir cevap verir: “Yediler be bunlarrr memleketiiii!!! Belediye başkanı mı var be ortada! Halkın sorunlarını çözmedikten sonra ne oturacak be oraşda!”. Hade buyurun. Çöktü mü LTB’nin Gırnı Savunma Hattı? Hem de çatır çatır çöktü. Bu başkan bir daha seçim kazanır mı? Zor. Peki biz, Lefkoşa’da belediyeyi batırmadan, insan ilişkilerini iyi tutabilecek bir siyasi anlayışla buluşabilecek miyiz? Yaşlıların deyimiyle: “Kısmet!”.

 

Pınarbaşı ropörtajında Kemal Hacıyarım’la yaptığımız siyasi muhabbet, Cemal Bulutoğluları’ndan çıkıp benim siyasi hayatıma dönüyor. Siyasete ilgimi bilen Kemal en can alıcı soruyu soruyor: “Yani şimdi yarın sen da bakan ya milletvekili olursan yok açmayasın telefonları bana ha?!”. Kemal bugünü mamur etmiş, geleceğini da garanti altına alacak, ama ben devamını merak ediyorum: “Öyle birşey olursa Kemal, sekreterlere talimat vereceğim ki Kemal Hacıyarım ararsa toplantıdadır deyin hep!” diye. Kemal:  Kiiiimm! Gelir gırarım kapıyı girerim içeri vallahi! Yok baaa!!”. Dediğini yapabilir mi? Bence sadece dediğini yapmakla kalmaz, bütün Gırnı’da aleyhimde dedikodular bile yayar. Nazım Beratlı’nın sevdiğim bir sözü var: “Kıbrıs’ta aleyhine dedikodu çıkaracaklarsa önce derler para yedi, sonra derler dostu var... Baktılar gene olmadı bu iş cinsel tercihe kadar gider...”. Evet burası Kıbrıs ve geldiğimiz aşamada, sadece şahıslar değil, tüm siyaset ve siyasi anlayış kendini sorgulamalı.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1367 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler