8 Mart

8 Mart

Ayşe Başel: Yazılarımı okuyan ve eleştiren tüm arkadaşlarım, hocalarım, meslektaşlarım, yakınlarım bana çok negatif bir süreç yaşayıp yaşamadığıma dair sorular soruyorlar

A+A-

 

 

Ayşe Başel

 

Yazılarımı okuyan ve eleştiren tüm arkadaşlarım, hocalarım, meslektaşlarım, yakınlarım bana çok negatif bir süreç yaşayıp yaşamadığıma dair sorular soruyorlar. Çünkü sürekli eksiklikleri, negatif olan şeyleri yazıyor, eleştiriyor ve bunlar üzerine çözümler ürettiğimi söylüyorlar. Evet biraz düşündüğümde sanırım haklılar, negatif bir süreç içerisindeyim. Fakat bu süreçte yalnız başıma yer aldığımı düşünmüyorum. Toplum olarak çok fazla güzel şeyler yaşamıyoruz ve tabi bu sorunlar, daha önce birçok yazımda da dile getirdiğim gibi, toplumun her kesimini, her yaş grubunu çok farklı şekillerde etkiliyor diye düşünüyorum.

 

Kutlama

Yazımı yazıp Adres Kıbrıs yetkililerine gönderdiğim gün, bugün, 8 Mart. Israrla, herkes yazıp çiziyor zaten bu tarihte diye bu günle ilgili yazmamaya çalışsam da yine kendimi bunu yapmaktan alıkoyamadım ve işte yazdım. 8 Mart, tüm dünyada 1857’de New York’da meydana gelen talihsiz bir durum sonucu 129  kadın işçinin yanarak ölmesinin ardından her yıl aynı tarihte ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlanıyor. Bizim ülkemiz de her 8 Mart’ta , pek coşkulu olmasa da, yemekler, paneller, seminerler, film gösterimleri, vb. etkinlikler çerçevesinde Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor. Bazı kesimler öfkelerini dile getirmek, bu hususta yapılması gerkenleri, yapması gerekenlere hatırlatmak üzere eylemler, gösteriler, protesto yürüyüşleri düzenliyorlar. Diyeceksiniz ki ikisi de kadın, birileri kutlarken, neden diğerleri bu durumda daha farklı tepkiler veriyorlar. Sanırım kutlamak istemeyenler ülkemizdeki mevcut durumun çok önceden farkına vardılar ve ‘kadın’ın mevcut tanımını, başta devletin, sonra da toplumun kadına bakış açısını doğru bulmuyorlar ki kutlamayıp, yapılması gerekenlerden bahsediyorlar.

 

Düşünceler

Peki ben tüm bunlar karşısında ne düşünüyorum? Aklıma gelenleri ilk elde sıralayıvereyim. İlk olarak, kadın haklarının olmadığı bir ülkede kadınlar gününün kutlanması bana çok mantıklı gelmiyor. Hele ki bu günün anlam ve önemini belirten birçok panelde, seminerde, kutlamada başı çekecek olan ve açılış konuşmalarını yapmak üzere orada bulunacak olan kadın siyasiler, ülkemizdeki kadın ticaretine çanak tutarlarken ve seks işçisi olarak sömürülen kadınların, sözümona ‘konsomasyon’ yapmaları üzere çıkarılan çalışma izinlerine onay verirlerken. Şimdi bir de toplumsal cinsiyet eşitliği kavramından bihaber, bilim çerçevesinde çalışma yoksunu yetkililerimiz ‘Kadın çalışmaları’ adı altında bir de birim kurmuşlar ve zaten ayrımcılığın daniskasını kendi kendilerine kendileri yapıyorlar. İkincisi, bu konuda ‘aktivist’ olarak geçinen birçok sivil toplum örgütü veya siyasi partilerin kadın örgütleri 8 Mart’ı kutlamak üzere mor fularlarını takıp yollara döküleceği yere, yapılan açıklamalar dahil olmak üzere hor görülen, sanki suç işlemişcesine bir de üzerine affedilen yuvadan kaçan kızlarımızın hakkını keşke savunsalardı. Hatta çok sevdiğim gazeteci arkadaşım Ozhan’ın bir gazetemizde geçtiğimiz hafta içi yayınlanan bir köşe yazısında da belirttiği gibi, yetkili bakanı evinde, makamında, sokakta hiç rahat bırakmasalardı. Keşke bu kadınlar, erkeklerine oy toplayan ve temel mekanizma olmak yerine siyasi partilerin ‘Kadın Kolları’ olmayı kabul etmeselerdi. Bunun olmaması için gereken baskıyı temsil ettikleri örgüte yapsalardı en azından.

 

Pozitif ayrımcılık

Yine bu kadınlar keşke kendilerine ‘pozitif ayrımcılık’ yapılmasını istemeselerdi. Keşke ‘pozitif ayrımcılık’ kavramının aslında kendilerini gerçekten aciz gösteren ve herkesin onları aciz görüp kadını pozitif ayrımcılıkla yaklaşılma ihtiyacı olan bireyler olarak algılamasını sağlamasalar ve bu kavram karmaşasına yol açmasalardı. Keşke siyasi partilerin meclislerinde kendilerine açılması için uğraştıkları koltukları bir ‘kota’ olarak değil de ‘hak’ olarak görselerdi. Keşke bunu içselleştirselerdi ve başkalarına içselleştirtselerdiler de. Hukuk üzerinde kadına yönelik şiddet olaylarında kadını koruyan yasalar yapılana kadar yetkiliyi/yetkilileri rahat uyutmasalardı keşke.

 

İyi bir şeyler verecek olan var mı?

Evet ben artık pozitif düşünemiyorum, hiçbir olaya, olguya pozitif yaklaşamıyorum. Ben artık 8 Mart’ı kutlamıyorum. Çünkü etrafımda tüm bunlar olup biterken ve herkes eli kolu bağlı bunlara seyirci olup sadece kendi arasında kulis yaparken, pozitif hiçbirşey olmayacağını ve bu günü kutlamanın bir anlamı olmadığını biliyorum. Annem de biliyordu yıllar öncesinden tüm bunları, herkesten daha zeki değildi, herkesten daha fazla da düşünmüyordu bu durum üzerine. Sadece daha fazla farkındaydı ve diyormuş ki, o zamanlarda, ‘inşallah çocuklarım bunları görmez.’ Gördük işte anneciğim. Hem de alasını görmekteyiz. Şimdi ben de diyorum ‘İnşallah çocuklarım bunları görmez.’ diye. Artık içimde hiçbir ümit yok ama bunu söylerken. Şimdi anlatabildim mi sizlere dostlar, neden herşeyim çok olumsuz son zamanlarda? Bunları hiç anlatmamayı dilerdim. Hatta bu konuda anlatacak hiçbirşey bulamamayı dilerdim. Peki siz ne düşünüyorsunuz güzel ülkemdeki güzel insanlar? Bana yazacak iyi birşeyler vermek istemez misiniz?

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 524 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler