1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 43 yıllık maraton…
43 yıllık maraton…

43 yıllık maraton…

Kıbrıslı Türk liderler ve Kıbrıslı Rum liderler arasında yaklaşık yarım yüzyıldır süren uzatmalı Kıbrıs görüşmeleri bugünlerde yine New York Long Island’da sürüyor. Şimdilik gelen haberler iyi olsa da umalım, dua edelim ki; Kıbrıs adasının üzerine

A+A-

Kanunname: GÜNAYDIN… Hadi kendine gülümse. Sen gülümsersen, dünya da sana gülümsemeye başlar. Bugün sevgi ile yaşamak için harika bir gün…

 

43 yıllık maraton…

 

Kıbrıslı Türk liderler ve Kıbrıslı Rum liderler arasında yaklaşık yarım yüzyıldır süren uzatmalı Kıbrıs görüşmeleri bugünlerde yine New York Long Island’da sürüyor.  Şimdilik gelen haberler iyi olsa da umalım, dua edelim ki; Kıbrıs adasının üzerine bir mucize yağsın da bu görüşmeler bir yarım asır daha sürmesin. Neden mi böyle düşünüyorum? Çünkü Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların dünya üzerindeki rotaları maalesef çok farklı yönlere kaydı. Görüşmeler hep liderler arasında sürüyor. Halbuki gerçek bir çözümün ve barışın olması için liderler arasında değil, toplumlar arasında toplantıların sürmesi gerekliliğine inanıyorum. Güneyin Annan Planı’na hayır demesiyle Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumları arasındaki diyalog azaldı. Kıbrıslı Türkler kendi taraflarında yok olmanın ve yozlaşmanın bunalımlarıyla boğuşurken, Kıbrıslı Rumlar da kendi ekonomik ve siyasal sorunlarının ağırlığında eziliyorlar. İki tarafın da öyle çok iç dertleri var ki kimse kafasını kaldırıp da diğerini anlama kaygısı taşıyamıyor. İki taraf da birbirine empati yapabilecek durumda değil. Toplumların yüzyıllar boyunca “Anavatan” diye sarıldıkları Türkiye ve Yunanistan da çok farklı durumda değil. Yunanistan battı batacak… Keza Türkiye kendi iç meselelerinde boğulmuş durumda.

Hafta sonu gazeteleri tararken Kıbrıs görüşmelerinin New York’ta yapılacağına dair habere çok okunan bir Türkiye gazetesinde ancak 22’nci sayfada küçük bir haber olarak rastladım. Birleşmiş Milletler’in de durumunun farklı olmadığı ortada. Dünyanın birçok coğrafyasında oluk gibi kan akarken Kıbrıs, Birleşmiş Milletler’in de baş konularından olamaz elbette… Kısacası Kıbrıs konusu bu aralar kimsenin gündeminde fazla yer işgal etmiyor gibi görünüyor. Ben görüşümde yanılmayı ve bu adaya gerçek bir barışın gelmesini gönülden diliyorum yine de...

Kısa bir süre önce uzun yıllar Kıbrıslı Türkler adına Rauf Raif Denktaş’la birlikte görüşmeleri sürdüren Ümit Süleyman Onan’la yaptığımız bir sohbette o da gelinen noktada görüşmelerden çok fazla umutlu olmadığını söylemişti ve şöyle bir noktayı dile getirmişti. “Belki Makarios erken ölmese, çözüme gidebilirdik. Çünkü Makarios son zamanlarda Kıbrıs halkının çektiği acıları çok net görmüş ve adada gerçek bir barışa olan ihtiyacı kavramıştı.”

 

ÜMİT SÜLEYMAN ONAN ANLATIYOR…

Ben bugün 2006 yılında Ümit Süleyman Onan’la yaptığım bir röportajdan Kıbrıs görüşmelerinin tarihine dair bir süreci sizlerle paylaşmak istiyorum. (‘Kendi El Yazımla Dilden Dile Kıbrıs’ ve ‘Tarihe Sözüm Var’ adlı kitaplarımdan)

Toplumlararası görüşmeler 1968 yılının Haziran ayında Beyrut’ta başladı, bir hafta sonra da Lefkoşa’ya taşındı. Türk tarafı adına, 4 yıllık sürgün hayatının ardından Nisan 1968’de adaya dönen ‘Cemaat Meclisi Başkanı’ Rauf Denktaş masadaydı. Rum tarafı adına görüşmelere katılan isim ise ‘Temsilciler Meclisi Başkanı’ sıfatıyla Glafkos Klerides’ti. 1968 yılında Kıbrıs’ta yapılan görüşmeler, bazen Klerides’in bazen de Denktaş’ın evinde gerçekleşiyordu. Yasama, yürütme, güvenlik ve idari konularla ilgili görüş alışverişi şeklinde geçen toplantılar, 20 Eylül 1971’de son buldu…

8 Haziran 1972’de başlayan beşli görüşmeler, çeşitli dönemlerden geçerek 2 Nisan 1974’e kadar sürdü. Bu tarihte, Başbakan Bülent Ecevit’in ‘Kıbrıs için en iyi çözüm yolu federasyondur’ diye bir demeç vermesini eleştiren Klerides görüşmelerden çekildi. Böylece, toplam 6 yıl süren bu görüşmeler de hiçbir sonuç alınamadan sona erdi.

Bu arada neler olmadı ki bu küçücük, güzel adada. Kan oluk gibi aktı, sınırlar yeniden çizildi. İnsanlar evlerini ata yadigârı topraklarını terk etti. Yıllar boyu dedelerinin mezarını bile ziyaret edebilmekten yoksun kaldı.

Hepimizin çok iyi bildiği 15 Temmuz 1974’de Makarios’a darbe, 20 Temmuz Birinci Barış Harekâtı, 14 Ağustos ikinci barış harekâtı…

Yine hepimizin bildiği gibi 15 Temmuz darbesinden sonra Makarios Kıbrıs’tan kaçtı ve Kıbrıs’a dönene kadar da Klerides başkanlığında Rum tarafında geçici bir hükümet kuruldu.

Görüşmeler tekrar nasıl başladı?

Ümit Süleyman Onan anlatıyor: “İkinci Barış Harekatı’nın ardından, BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim adaya geldi ve her iki tarafla da görüşmelere başladı. Denktaş’la Klerides’in Lefkoşa’da özellikle insani konuları görüşmek için, haftada bir kez bir araya gelmesi kararlaştırıldı. Bu toplantıların sonunda özellikle bazı kamplarda mahsur ve mağdur kalan insanlar ‘ki Leymosun Kampı bunların en bilinenidir’ karşılıklı olarak serbest bırakıldı.

Makarios 1974 Aralığında adaya döndü ve görevi Glafkos Klerides’ten devraldı. Böylece Klerides’in 5 aylık başkanlık süresi sona erdi.  Klerides, ‘Rum yönetimi lideri’ sıfatını tekrar elde etmek için 19 sene, (1993 yılına kadar) bekleyecekti.

Bütün bu gelişmelerin ardından Kıbrıslı Türkler 13 Şubat 1975’te Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’ni ilan etti.

Türk Federe Devleti’nin ilanından sonra BM Genel Sekreteri gözetiminde Nisan 1975’te Viyana’da toplumlararası görüşmeler yeniden başladı. Rum tarafını yine Klerides’in temsil ettiği Viyana Görüşmeleri’nde varılan en önemli sonuç ‘Nüfus Mübadelesi Anlaşması’ oldu. Bu anlaşmayla, Güney’de kalan Türkler Kuzey’e, Kuzey’de kalan Rumlar da Güney’e geçti. Bu anlaşma sonucunda, Makarios’la Klerides anlaşmazlığa düştü ve Klerides görüşmecilikten çekildi…

 

DÖRT TARİHİ MADDE…

12 Şubat 1977’de tekrar başlayan görüşmelerde bu kez Denktaş’la Makarios bir araya geldi. “Yüksek seviyedeki anlaşma” (High Level agreement) diye adlandırılan bu anlaşmada, daha sonraki bütün görüşmelerin temelini oluşturan o meşhur 4 maddelik metin imzalandı. Bu görüşmede BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim da hazır bulundu. Neydi bu maddeler, ona bakalım:

1. Kıbrıs’ta iki bölgeli, iki toplumlu, bağımsız ve bağlantısız, ‘Federal bir Cumhuriyet’ kurulacak.

2. Her iki toplumun yönetimine bırakılacak topraklar, ekonomik yeterlilik veya verimlilik ve toprak mülkiyeti esaslarına göre müzakere edilecek.

3. Dolaşım ve yerleşim özgürlüğü ile mülkiyet hakkı (Üç özgürlük) görüşmeye açık olacak ama iki toplumlu bir federal sistemin gerekleri ve Kıbrıs Türk Toplumu için ortaya çıkabilecek güçlükler göz önünde bulundurulacak.

4. Merkezi devletin yetkileri, ülkenin birliğini ve devletin iki toplumlu özelliğini dikkate alarak düzenlenecek.”

1976 sonunda Ümit Süleyman Onan Türk tarafında görüşmeciliğe atandı ve Kurt Waldheim başkanlığındaki 5. Viyana Toplantısı’na katıldı. Ekip başı olan Onan’dan başka bu ekipte Necati Münür Ertekün ve Rüstem Tatar da vardı. Karşı tarafta görüşmeci olarak artık Tassos Papadopulos bulunuyordu. Bu toplantıda Denktaş’la Makarios’un antlaşmalarında aldıkları karara göre; Türk tarafı anayasa, Rum tarafı da harita sunacaktı. Ancak, 31 Mart 1977’de başlayan 6. tur Viyana görüşmelerinde, Rumlar adanın %20’sini Türk tarafına bırakan bir harita getirdi. Harita iki bölgeli değil, Karpaz’ın Rumlara bırakıldığı 3 bölgeliydi.. Bu haritada Güzelyurt da Rumlara kalıyordu. Bu haritada daha önce üzerinde anlaşılan Türklerin güvenliği (“Security”) ile ilgili durum yoktu. Türklerin iktisadi kalkınmasını sağlayabilecek yeterlilikte toprak ve iki kesimlilik (bizonal) da yoktu. Bunun üzerine Onan, Waldheim’a “ Sayın Genel Sekreter, Denktaş’ın Makarios’la karara vardıkları toplantıda bu konular vardı ve bunların kesinlikle kabul edileceği zabıtlara geçti. Siz de tanıktınız. Hatta Türk tarafı olarak, güvenlik ve iki kesimlilik yoksa anlaşma yapamayacağımızı da söylemiştik” dedi. Bunun üzerine, Waldheim, Papadopulos’un tüm ısrarlarına rağmen bu şartların daha önceki antlaşmada olduğunu, Türklere söz verildiğini ve kendisinin şahit olduğunu ısrarla vurguladı ve konu zabıtlara geçti. Bu maddeler aslında daha önce Makarios’un “ben güç bir durumdayım” deyip de imzalamak istemediği şartlardı. İki gün boyunca anlaşma olmadan devam eden görüşmelerde, Türk ekibinin Türk tarafıyla telefon irtibatı yoktu. Hâlbuki Rumlar rahatlıkla kendi taraflarıyla konuşuyorlardı. İtirazlar sonucu Türk tarafına da telefon irtibatı sağlandı.

 

WALDHEİM: “TÜRKLER HAKLI”

Bu toplantıda ilginç bir olay daha yaşandı. Üç Türk ve üç Rum’dan oluşan ekibi Waldheim gece yemeğe çağırdı. Orada Rumların sundukları haritayı beğenmediğini, Türklerin harita konusunda haklı olduğunu Papadopulos’a söyledi. Bunun üzerine Papadopulos bu haritayı Makarios’un çok güvenilir iki tapucuya yaptırdığını söyledi. Waldheim “Bu antlaşmaya uygun değil” dedi ve ekledi: “Ben biliyorum ki, bu haritayla ilgili olarak Makarios Callahan’a (İngiliz Dışişleri Bakanına) ve İsveç başbakanı Olaf Palme’ye (sonradan suikasta kurban giden) %26 ve ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’e de %28 teklif etti.”

Bu gelişmeden sonra toplantının üçüncü gününde Kıbrıs’tan gelen haber, Makarios’un hastalandığına dairdi. Bunun üzerine Viyana toplantısında netice alınmadan Kıbrıs’a dönüldü. Ümit Süleyman Onan ve Tassos Papadopulos, özel temsilci Perez de Cuellar eşliğinde görüşmelere Kıbrıs’ta devam etti. Anayasa, güven artırıcı önlemler, toprak konusu ve Maraş başlıca konulardı. Ancak bu görüşmelerden hiçbir sonuç çıkmadı. Gali’nin güven artırıcı önlemler paketinde ise büyük fırsat kaçırılacaktı…

Ve bugüne dek çeşitli paketler ve Birleşmiş Milletler genel sekreterleri ile görüşmeler sürdü gitti.

 


 

Yüreğime Dokunanlar…

Bir gazetemiz Van depremi için yardım başlattı. Çok da iyi yaptı... Depremzedelerin maddi ve manevi yaralarının sarılmaya çok ihtiyacı var. Tek bir lira bile onlar için önem taşır.

Buraya kadar harika da benim anlamadığım bizim kültürümüzde ve alışkanlıklarımızda yardım insanın vicdanı, insanlığı ve bütçesi ile ilgili bir konudur. Yapılan on-yirmi liralık yardımların gazetelerde isim listesi ve fotoğraflarla jurnallenmesi hoş bir şey mi?

Yılmaz Özdil’in köşesinde okudum. Bir büyük insan, dededen kalan konağını İstanbul’da çocuklar adına Oyuncak Müzesi’ne dönüştüren ünlü şair Sunay Akın; depremzede çocuklar için oyuncak kampanyası başlatmış. Çocuklar, depremzede çocuklar için oyuncaklarını bağışlıyorlar. Belki de şimdi en çok ihtiyacı duyulan, ülkenin geleceği olan çocukların yüreklerinin ısıtılmasıdır…  Yaşamlarının bundan sonrasını soğuk ve kırık bir yürekle sürdürmemeleri, yaşama umut ve güçle tutunabilmeleri için...  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1633 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler