1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 3 Şair, 3 Durak: Lefkoşa, Vasilya, Gazafana...
3 Şair, 3 Durak: Lefkoşa, Vasilya, Gazafana...

3 Şair, 3 Durak: Lefkoşa, Vasilya, Gazafana...

Şiir Otobüsü’nün ilk yolculuğu Lefke’ye olmuştu. Geçen yıl kaybettiğimiz şair Fikret Demirağ’ı 72. doğum gününde anmak üzere KT Sanatçı ve Yazarlar Birliği olarak Lefke’ye gidip doğduğu evini ziyaret etmiş, ‘Şair Fikret Demir

A+A-

 

 

 

Şiir Otobüsü’nün ilk yolculuğu Lefke’ye olmuştu. Geçen yıl kaybettiğimiz şair Fikret Demirağ’ı 72. doğum gününde anmak üzere KT Sanatçı ve Yazarlar Birliği olarak Lefke’ye gidip doğduğu evini ziyaret etmiş, ‘Şair Fikret Demirağ Caddesi’nde yürümüş, kahvede şiirlerini okumuş ve evinin üzerine ‘Şair Fikret Demirağ bu evde doğdu’ yazılı pirinç levhanın asılması üzerine Lefke Belediyesi’ne talepte bulunmuştuk...

Bu sefer Şiir Otobüsü’nün yolunu Ocak ayında kaybettiğimiz üç şairimizin evine doğru çeviriyoruz. Önce Pembe Marmara’nın Surlariçi’ndeki Abdi İpekçi Sokak 72 numaralı evine gidiyoruz. Şiir Otobüsü yolcuları: Neşe Yaşın, Maria Hadjipavlou, Börte Sagaster, Jenan Selçuk, Gür Genç ve Oya Akın.

Yanımızda götürdüğümüz ‘geldik, bulamadık’ dalcığını asmak üzere evine yaklaşırken orada bekleyen başka şair dostlar görmek sevindiriyor bizi; İsmail Boyraz ve eşi... Hele hele sırtını evin kapısına dayayarak bizlere Pembe Marmara’yı anlatan ve şiirlerini okuyan sevgili Neriman Cahit’i...

Merdivenler

Rüyalarıma giren

Hülyalarımı saran

Pırıl pırıl ışıkları yanan

Bir âleme ulaşmak

Sokaklarında dolaşmak

Parklarında gezmektir gayem.

Hem,

Öldükten sonra da

Yaşarım belki…

Siz söyleyiniz

beni sevenler

Ulaştırır mı beni

bu gayeme

Şu merdivenler…

 

Yoldan geçen Rus bir derviş neden toplandığımızı merak edip soruyor. Anlatınca, kapının önünde fotoğraf çektirmek istiyor o da...

Sonra Vasilya’ya... Taner Baybars’ın çocukluk evini bulmak üzere yollanıyoruz...

Yolda şöförümüzün ön panelde yanan bir ‘arıza’ ışığını bildiriyor telefonda: yanan uyarı ışığının ünlem olduğunu söylemesi üzerine telefonun ucundaki kişinin muhtemel bir ‘o da ne?’ sorusu üzerine “çizgi, altında da nokta” diye cevap vermesi güldürüyor bizi...

Lapta’daki L.A Hotel’in önünden geçerken otobüste bulunan şairlerimizden iki tanesinin orasıyla ilgili anıları olduğunu öğreniyoruz. Birisi bekaretini ‘kaybetmiş’ orada, diğeri ise sadece sevişmiş...

Vasilya’da bizi sevgili Mete Hatay ve eşi Rebecca Bryant karşılıyor. Taner Baybars’ın, otobiyografik romanı ‘Uzak Ülke: Bir Kıbrıs Çocukluğu’nda: “Evimiz bir yamacın üstündeydi, minaresi olmayan caminin ardına sıkışmıştı. Çok geniş bir bahçe, ağaçlar, daha ziyade zeytin, yabani armut, asla meyve vermeyen kirazlar. Ve caminin karşısındaki o devasa harnup ağacı...” diyerek anlattığı evine götürüyorlar bizi.

Evine varınca romanda anlattığı muhtarın oğlu düşüyor neredeyse hepimizin aklına. “... Adı İbrahim’di ve sınıfta her gün olup biten olaylar hakkında benim başlıca bilgi kaynağımdı. Ama ben onu daha çok kurşunkalem resimleri yüzünden severdim. Hepimiz onu Sanatçı diye çağırırdık. Benim için o, dünyadaki en büyük ressamdı. Daima bir minare ekleyerek camimizin fevkalade manzaralarını çizerdi. (...) İbrahim minarenin tepesine bir hilal yerleştirdi. Babasının, camiye bir minare inşa edebilecek parayı bir gün köyün sahip olacağına inandığını söyledi...”

Gerçekten de yukarıda anlattığının aksine, ama tam da muhtarın oğlu İbrahim’in resmettiği gibi artık minaresi var Taner Baybars’a ev olan caminin, hem de gereğinden büyük bir minare...

Üst kata çıkıp ‘Memlekete Mektup’ şiirini okuyoruz.

Oradan Lapta Belediyesi’nden bir meclis üyesi ile buluşmak için Mete ve Rebecca’nın evine yürüyoruz. Taner Baybars’ın adının bir sokağa, meclis üyesinin önerisiyle bir meydana verilmesi için başvuruda bulunuyoruz. Evine ‘Şair Taner Baybars bu evde yaşadı’ yazılı pirinç levhanın asılacağına dair söz alıyoruz... Bahçede oturup Taner Baybars’ın da çok sevdiği kırmızı şaraplarımızı yudumluyoruz. Neşe masanın üzerine çantasından çıkardığı renkli boyama kalemlerini koyuyor. Rebecca romanın İngilizce orijinalinden bir bölüm okuyor. Mete Hatay karşımızda duran heybetli harnup ağacını gösteriyor, tüm parçalar yerine oturuyor...

Öğle yemeği için Lapta’dayız. Sohbetimizin konusu ‘pornografi ve erotizm’.

Maria bahçedeki limon ağacından bir limon koparıyor. Yağmur başlıyor. Mete ve Rebecca ile vedalaşıyoruz. Ve yolumuz Gazafana’ya, sonraki adıyla Ozanköy’e çevriliyor... Uzay Şairi olarak da anılan Osman Türkay’ın doğum yerine.

Bakkala, sonra kahveye soruyoruz. Anlatılanlar farklı. Bir türlü bulamıyoruz evini. Yağmur da kolaylaştırmıyor işimizi. Spor kulübüne sığınıyoruz. ‘Şiir Otobüsü’ pankartımızı duvara asıp bazılarımız kahve, bazılarımız kuşburnu çay içiyor. Maria, Osman Türkay’dan şiirler okuyor.

Yağmur şiddetleniyor. Sohbetimiz koyulaşıyor. Osman Türkay adının uzayda bir sokağa verilmesini daha uygun buluyoruz. Hava kararıyor. Şöförümüz sabırsızlanıyor.

Daha Lisi’ye çocuklarımızı almaya gideceğiz...

Şiir Otobüsü’nün bir sonraki yolculuğuna kadar ...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1155 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler