1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. 29 Haziran’ın Siyasal Analizi
29 Haziran’ın Siyasal Analizi

29 Haziran’ın Siyasal Analizi

29 Haziran’ın Siyasal Analizi

A+A-


Şevki Kıralp
Sevkikiralp@gmail.com

Siyasal, akademik ve entelektüel çevrelerde aylardır anayasa değişikliğini tartıştık. Daha geçtiğimiz yıl yapılan erken genel seçimler sürecinde partilerin bu yönde vaatleri vardı. 29 Haziran günü pek çok kişi gibi benim de “evet” beklentim boşa çıktı. Öte yandan Sol (CTP) büyük belediyelerde, Sağ ise küçük belediyelerdeki kalelerini kaybetti. Bütün bunlardan “halk değişim istiyor”, “halk bütün partileri birden cezalandırıyor”, “halk mevcut siyaseti beğenmiyor” benzeri sonuçlara varıldı. Fakat oylama öncesi ve sonrası siyasal şartlar göz önüne alınırsa esas çarpıcı sonuç halkın değişim istediği değil, Cumhurbaşkanı’nın ve kendisine yakın çevrelerin siyasetteki gücü ve UBP’nin hızla toparlandığıdır. Bir sonraki dönemde Saray’da Sayın Eroğlu, hükümette ise tek başına UBP’nin (ve UG) tek başına iktidar olabileceği bir zemine doğru ilerlenmektedir.

Yaklaşık iki yıl önce gerçekleşen UBP kurultayı sürecinde Sayın İrsen Küçük Kuzey Kıbrıs’taki herkes tarafından AKP hükümetinin favorisi olarak görülüyordu. Öte yandan Cumhurbaşkanı’nın gönlünde yatan adayın Sayın Ahmet Kâşif olduğu da sır değildi. Kurultaya hem “içten” hem “dıştan” müdahaleler yaşandı, UBP tabanı da Kıbrıs Türk kamuoyu da bundan rahatsız oldu, “Leşkoşa” krizi de gündemi uzun süre meşgul ettikten sonra Sayın Küçük’ün az farkla gerçekleşen zaferi istenen meşruiyeti bulamadı ve erken seçime gidildi. Bütün partiler “anayasa değişecek”, “halk değişim istiyor”, “değişimi biz getireceğiz” benzeri söylemlerle seçmen karşısına çıktılar. Sayın Küçük ve Sayın Numan’ın milletvekili seçilememesinde ve DP’ye katılan UG kanadının başarılı olmasında Saray’a yakın isimlerin yönlendirmelerinin etkili olduğunu hepimiz konuştuk. Neticesinde CTP, DP-UG hükümeti iş başına geldi. Lefkoşa belediyesinde görev değişikliği oldu. Meclise çoğulcu demokrasi ilkelerini benimsemiş genç, dinamik, vizyon sahibi ve donanımlı isimler girdi ve bu hepimizi memnun etti.

İlerleyen süreçte CTP, DP-UG hükümetinin bozulması defalarca gündeme geldi, TDP CTP’nin dışlanacağı bir üçlü koalisyona girmeyeceğini ortaya koydu, yerel seçimler noktasında DP-UBP arasında belirli anlaşmazlıklar yaşandı ve hükümet bozulmadı, UBP-DP ittifakı yapılamadı. Bu da CTP ve TDP’yi yerel seçimlerde “Solda birlik” ihtiyacı içerisine sokmadı. Her ne kadar UBP ve DP arasında ciddi bir çatışma olduğu izlenimi doğsa da, Sağ’ın liderinin Saray olduğu ve bu çatışmanın çözülmesinin şaşırtıcı olmayacağını söyleyenler de vardı. Anayasa görüşmeleri sonuçlanır ve 29 Haziran metni şekillenirken CTP 80 maddede değişiklik önermiş, TDP ilkeli ve etkin adımlar atmış, ancak DP ve UBP ile sadece bir avuç maddede hemfikir olunabilmişti. 

Sağ partiler anayasa değişikliklerinin Geçici 10. Maddeyi gündeme getirmesinden rahatsızdı ve özellikle UBP için mevcut ateşkes koşulları altında böyle bir değişikliğe gidebilmek söz konusu bile olamazdı. Sağ’a “statükocu” yakıştırması yapılan bir toplumda da Sağ’dan güçlü bir revizyona öncülük etmesini beklemek de zaten yanılgıydı. Öte yandan belediye seçimleriyle aynı güne denk gelen anayasa oylaması için elle tutulur bir “evet” seferberliği hiç bir parti tarafından yapılmadı. Sol seçmen “dağ fare doğurdu” şeklinde yorumladığı anayasa değişikliklerine tepkisini göstermek için “hayır” dedi. Sağ seçmen ise anayasa değişikliklerinin toplum genelinde “bunlar yetmez” şeklinde yarattığı huzursuzluğu paylaşmış olsa da, halk oylamasında “hayır” çıkmasının en başta CTP’yi yıpratacağını da hissetmişti ve bu fırsatı kaçırmak istemedi. Öte yandan seçmenin tavrında anayasa değişiklikleri konusunda yeterince aydınlatılmamış olduğunun da rolü önemliydi. Pek çok “evetçi” arkadaşım da ben de seçmenin “hayır” deyişinin ardında bizleri hayrete düşüren gerekçelerle karşılaştık. Örneğin ben bir seçmenden “ne biçim memleketteyiz böyle? Babam muhtar adayı olacak, devlet memuruymuş diye olamıyor. Böyle memleket olmaz, ben anayasaya hayır dedim” şeklinde bir şikâyet duydum. Anayasa değişikliği devlet memurları üzerindeki siyaset yasaklarını kaldıracaktı ancak vatandaş bundan bihaberdi. Buradan da anayasa değişikliğinde ne partilerin yeterince bilgilendirici olduğu, ne de halkın yeterince meraklı olduğu görünüyor. Kuzey Kıbrıs’ta “statükocular” “statükoyu” değiştirme yönünde büyük bir taleple karşı karşıya değildir. Anayasa değişiklik metninin Sol seçmenin arzuladığı kökten reform isteklerine cevap vermeyişi, belediye seçimleriyle aynı gün yapılması ve halkın yeterince bilgilendirilememiş olması her ne kadar bütün partilere karşı tepki olarak görülse de işin aslı tam olarak öyle değildir. Buradan en çok CTP yıprandı, DP CTP’den, UBP ise DP’den daha az yıprandı. Kaldı ki CTP özellikle Mağusa ve Girne belediyelerinin kaybedilmesi sonrasında parti-içi bir kriz ile karşı karşıya gelmiştir.

Belediye seçimlerine geldiğimiz zaman, CTP üç kalesini, Mağusa, Girne ve Lefkoşa’yı kaybetti. Öte yandan 7 büyük belediyeye 3 CTP’li, 4 Sağcı başkan ile gidilmişken seçimlerden neredeyse hepsi Saray’ın ve yakın çevrelerinin desteği ve onayına sahip 5 Sağcı, 1 TDP’li ve 1 CTP’li başkan ile çıkıldı. Sağ’ın görünüşte bu kadar parçalanmış olduğu bir dönemde, belediyecilik anlayışının AB vizyonunu CTP kadar benimsememiş bir çizgide şekillenmesinin beklenemeyeceği bir ortamda ve CTP belediyelerinin Sağ belediyelere kıyasla hizmet konusunda daha başarılı olarak algılandığı koşullarda, bütün bu dezavantajlarına rağmen Sağ çok önemli bir başarı kazandı. Bu sonuçlar açıkça ortaya koydu ki Saray’a yakın çevreler Sağ seçmendeki UBP-DP çatışmasını ertelemenin bir yolunu buldu. Öte yandan, Sağ Lefkoşa belediyesine fazla da özen göstermedi çünkü “Leşkoşa” krizi Sağ’a mal edilmişti ve bu kadar sorunlu bir belediyeyi devralmak da Sağ’ın çok da yararına olmazdı.
Yerel seçimlerde CTP adayları toplam %38 oy aldı ve bu CTP’nin 2013 genel seçimlerinde aldığı oy ile neredeyse aynıydı. DP-UBP toplam %35 civarında oy aldı, ancak %18’lik oy alan bağımsız adayların seçimi kazananları arasında yine bu iki partiye bağlantılı ve Saray’ın sempati duyduğu kişiler ön plandaydı. TDP ve BKP %8 civarında oy aldı ve Lefkoşa Belediyesi’ni Sayın Mehmet Harmancı kazandı. Bu şartlarda CTP 14 belediye kazanmış olsa da Sağ oy yüzdelerinde Sol’u yine geçmiş oldu. Bu seçimlerin ve anayasa oylamasının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir provası olacağını neredeyse hepimiz biliyorduk. Bu sonuçlar gösteriyor ki sandıklarda Sağ güçlü, Sağ’a ise Saray hâkim. Esas güç bölünmesi Sağ’da değil, Sol’da. Ve en önemlisi, anayasa değişikliğinin çok daha büyük bir titizlikle, halka çok daha iyi açıklanarak ve seçimlerden bağımsız bir tarihte oylamaya gidilerek yapılmaya çalışılması kaçınılmazdır.

“Halkın değişim istediği” iddialarına geri dönelim. Kuzey Kıbrıs seçmeni 1974 sonrasında 2004 Annan referandumu istisnası hariç Sağ ağırlıkta idi. Bugün de değişen bir şey yok. Sayın Eroğlu son derece popüler ve siyasete hâkim bir liderdi, şu anda da durumunu koruyor. Sayın Serdar Denktaş Kıbrıs Sorunu’nda UBP’ye, iç siyasetteki güç dengeleme stratejilerinde CTP’ye yakınlaşıyordu, yine aynı. Sol halkın nabzını tutmakta, yönlendirmekte ve üstlendiği misyonun halkın ortak doğrularına hizmet edeceği konusunda ikna edici olmakta başarılı olamıyordu, 29 Haziran’da bir şey değişmedi. Değişim, Sağ’a kıyasla AB vizyonuna karşı daha uyumlu olan, ciddi krizlerle ve tıkanıklıklarla da karşı karşıya kalmamış olan CTP’nin büyük belediyelerinin kaybedilmesi, bunun yanında da CTP’nin büyük merkezlerden uzak bölgelerde artan başarısı ve toplam belediyelerin yarısını elde etmesi oldu. Ancak bunlar CTP için büyük merkezleri kaybetmenin tesellisi olmadı.

Hem CTP’nin, hem Sol’un, hem de Sağ’ın bu seçimlerden çıkarması gereken sonuçlar şu şekildedir: “Statüko” yıpranmış ve zayıflamış değildir. Sol, halkı “statükonun” revize edilmesinin mümkün olduğuna da, kendisi tarafından revize edilebileceğine de yeterince inandırabilmiş değildir. Sağ zannedildiği kadar bölünmüş, UBP zannedildiği kadar yıpranmış değildir. Anayasa değişikliği konusundaki başarısızlık, yerinde olsun ya da olmasın, UBP, DP ve TDP’ye değil, bizzat CTP’ye mal edilecektir. Ne acıdır ki Sol bir parti iktidardayken partiler-arası ve “alternatif Sol’un” da desteğini alan bir uzlaşı şeklinde anayasa değişikliğine gitmek zannedilenden çok daha zordur. Bu daha uzun, daha katılımcı, gerekirse daha çok fikir ayrılığının kamuoyu önünde tartışılabileceği ve medyadan daha çok yararlanılacak bir sürece gereksinim duymaktadır. Bu sürecin taşıyıcı gücü olmak ise yine Sol’a düşmektedir. Sandıklarda Sağ, Sağ’da ise Sayın Eroğlu ağırlıktadır. Seçimleri kazanan yeni belediye başkanlarının (Sağ ve Sol fark etmeden) dikkat etmesi gereken bir husus vardır. İstihdam talepleriyle karşılaşırlarsa (ki bu tür talepler neredeyse kaçınılmazdır) belediye bütçelerini mahvedecek yüklerden kaçınmaları gerekir. Aksi takdirde karşımıza sayısız “Leşkoşa” benzeri örnek çıkabilir. Bunun dışında UBP, Ulusal Güçlerin çok da dışında olmadığı bir yeniden güçlenme süreci yaşamaktadır ve UBP’yi (gerekirse UG’nin de dâhil olacağı şekilde) güçlendirerek yeniden tek başına iktidara taşımaya elverişli bir zemin doğmaktadır. Bu şartlarda CTP’nin iktidardaki, Sayın Serdar Denktaş’ın ise Sağ liderlik üzerindeki konumları garanti değildir. Bir sonraki seçimlerde UBP ve DP güvensiz bir sayı olan 26’yı aşmayı başarırsa CTP’nin iktidarı kaybetmesi söz konusu olabilir. Öte yandan, UBP ve UG bir önceki dönemdeki gibi 30’a yakın bir milletvekili sayısına ulaşırsa DP’nin de iktidarı kaybetmesi söz konusu olabilir. Günümüzde CTP, DP-UG hükümetinin hayatta kalmasının en önemli sebeplerinden birisi Sayın Serdar Denktaş’ın aynı seçmen tabanına hitap ettiği UBP’ye karşı bir alternatif olabilme girişimleridir. Bu noktada Sayın Serdar Denktaş’a iki seçenek doğmaktadır: Ya aynı tabana hitap ettiği UBP ile zaman zaman iç içe, zaman zaman da çatışma halinde kalarak Sağ’da alternatif lider olmaya çalışacaktır (şu an yapmakta olduğu gibi), ya da partisini UBP ile Sol’u dengeleyecek bir dizi ideolojik reformdan geçirecektir. Öte yandan CTP, DP-UG koalisyonunun icraatlarının alacağı tepkiler CTP ve Sayın Denktaş’ı kaçınılmaz olarak yıpratacak, Sayın Eroğlu’nu, UBP’yi ve UG’yi kaçınılmaz olarak güçlendirecektir.

Bu haber toplam 314 defa okunmuştur
Gaile 273. Sayısı

Gaile 273. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler