1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 24 Nisan, Eroğlu, Anastasiadis, darbeler...
24 Nisan, Eroğlu, Anastasiadis, darbeler...

24 Nisan, Eroğlu, Anastasiadis, darbeler...

24 Nisan 2004’ün yıl dönümüne giriyoruz. Kıbrıs sorununda ise çıkmaz devam ediyor. Bugünkü duruma baktığımızda, 24 Nisan’ın önemi, bir o kadar daha ortaya çıkmaktadır. Hele bu günü değerlendirdiğinizde, 24 Nisan’ın önemi, bir o kadar da

A+A-

 

 24 Nisan 2004’ün yıl dönümüne giriyoruz. Kıbrıs sorununda ise çıkmaz devam ediyor. Bugünkü duruma baktığımızda, 24 Nisan’ın önemi, bir o kadar daha ortaya çıkmaktadır. Hele bu günü değerlendirdiğinizde, 24 Nisan’ın önemi, bir o kadar daha anlam kazanmaktadır..

Çünkü, Kıbrıs Türk halkı günümüzde, kendi toplumsal varlığının ve geleceğinin tehlikeli bir konakta olduğunun, endişeli bir ruh hali içindedir de. Kendi, kendini yönetmeye dair, siyasi, ekonomik ve demokratik alanının, daha da daraldığını görmekte ve yaşamaktadır.

Tüm dünya’ya, bu adanın geleceğinde söz sahibi olduğunu gösterdiğimiz, o günden bu yana, bugün ulaştığımız konak, maalesef “ Türkiye’nin alt yönetimi” olduğumuz görünümünü ve hissini daha da geliştirmektir. Bunu yalnızca egemen olanların niyetlerine bağlamamak gerekir. Bu gelişmenin oluşmasında maalesef toplumsal zayıflıklarımızda vardır. Kendi geliri ile kendi giderlerini karşılama hedefi, demokratik olarak kendimizi yönetme ve evrensel hukuk ve demokratik değer ilkeleri ile yaşamımızı düzenleme isteği, bir türlü kuvveden fiile dönüşemiyor. Söyleyenleri boğmayı meziyet sayıyoruz. Küçük siyasi çıkarlar veya dar menfaatler önem taşıyor hala.

Ancak, bunun temeldeki esas zafiyetlerden biride, 24 Nisanda somutlaşmaktadır. Neden mi? Bir kere bu toplumun “zinde, demokratik güçleri” bu enerjinin doğmasının en büyük yaratıcısı idiler. Referandum sonrası, kimisi ideolojik, kimisi siyasi, kimisi de dar politik bakış açısı içinde bu değere önem vermedi. Ona sahip çıkmadı. Ancak, Türkiye’deki AK Parti, belli bir tarihsel dönemden sonra 24 Nisan Referandumunun ortaya çıkmasını tamamen kendine endeksledi. “ Biz evet dedik” söylemi ile  Kıbrıs Türk halkının ürettiği bu demokratik değerde, “hellim” gibi alındı..

“ Meydanlardan Doğduk” diye 24 Nisan sonrasında, ta 2005 Erken seçimlerine kadar söylem yapanlar, o seçimlerden sonra, CTP-BG’nin seçim başarısı göstermesi üzerine, bu söylemden de vazgeçtiler. Olayı, yalnızca dar siyasi çekememezlik düzeyine indirgediler. Bu arada, güneyde, “Hayır” denmesinin yol açtığı etkiyle, görüşme süreçlerine devam sağlamak için, “saygı ve anlayış” gerekçesi ile ne sivil toplum örgütlerinin, ne de siyasi partilerin çoğunun, bildiri, açıklama ve söylemlerinde, “24 Nisan iradesine saygı” ifadesi dahi yer almadı.

 Bunu anmak ve onun içinde bulunan, Birleşik Federal Kıbrıs iradesine dönük enerjinin devamı için, bu somut gerçeğe atıf dahi yapılmadı. Aksine, bu önemli olayı canlı tutmak için kuzeyde yapılan her girişime tepki geliştirildi. Örneğin geçen yıl CTP ve TDP’nin düzenlediği etkinliğe dönük yapılan saldırılar unutulmazdır. Peki, bu yıl bu konuda kalem oynatmak, bunu ele almak söz konusu oldu mu? Bakın, medya ve sivil toplum alanında ve siyaset dünyamızdaki günümüz görünümü maalesef nedir? Sanki tarihimizde böyle bir olay yaşanmamış gibi…..

Düşünün, Kıbrıs sorununda, BM’nin çıkmazı bir nevi ilanı olan, “ ilerleme yok ve uluslararası toplantı da yok” açıklamasının yapıldığı günümüzde, Kıbrıs’ta çözüm isteyen, Federal Kıbrıs’a vurgu yapanlar hala bunu istemeseler bile bu olgunun çözümün ışığı olmaya devam ettiğini gizleyebilirler mi? Hayır. 24 Nisan’ı oluşturan BM Çözüm planına bugün vurgu yapmak gerekmez miydi? Bu nasıl bir iştir.

Peki, Cumhurbaşkanı Eroğlu, 24 Nisan Referandumunun yıl dönümüne girerken ne dedi? Türkiye’ye Konferans için gitti. Bakın ne dedi?

“Biz UBP olarak, o dönem Annan Planının eksiklikleri olduğu için ona karşı “Hayır” kampanyası yaptık. Kıbrıs Türk halkı da bilmediği, okumadığı bu plana Evet dedi” diye konuştu. Pes doğrusu. Peki hadi bakalım, eksikliklerini tamamlasaydın ya iki yılda diye soran da yok. Neyse konuya dönelim.

 

AMA KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL

Halbuki, kendisi 2010 Nisan ayında Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez, BM Genel Sekreterine mektup yolladı. O mektupta ise, “ Kıbrıs Türk halkının Annan Planına evet dediğini, buna önem verdiğini,bağlı olduğunu ve adanın birleşmesi bilinci ile bunu yaptığını” ifade etmişti. Ayrıca görüşmelerde ve uluslararası alanda elde edilen tüm olumlu ve çözüm yönünde evrensel kabul gördüğümüz temellerin dayandığı zeminin bu olduğunu biri inkar edebilir mi? Kendinin de bu nedenle, evrensel kabul gördüğünü görmemezlikten gelebilir miyiz?

Buna karşın, Sayın Eroğlu, hala iç siyasetin ve kısır, “anlaşmamakta anlaşmaktır” mantığının esirliğinde, bunları görmemezlikten gelerek, 24 Nisan’a dönük, onu küçümseyen ve üstelikte kendinin BM’ye yazdığı mektubu ve kendini dahi değersiz hale düşüren konuşmalar yapıyor. Peki buna karşı bir açıklama, tepki var mı? Bu iradenin ortaya çıkmasını sağlayanlardan, hayır?

 

REJİMLERİ DEĞİŞTİRMEK VE İRADEYE SAHİP ÇIKMAK, SÜREKLİLİK İSTER.

Bakın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’deki vesayet rejimine karşı çıkarken, rejime karşı kendini nasıl konumlandırıyor? Hala bu gün oldu, 1930’daki Cumhuriyet Gazetesinin manşetini elinde sallayarak kitlelere hitap ediyor. “ Kemalist Türkiye’den, Faşist İtalya’ya Selam” manşetini okuyor. Rejime karşı kendini bu devamlılığın, siyasi ve düşünsel ifadeleri ile konumlandırıyor.

Ama biz, Kıbrıs Türk halkının kendini, adanın öznesi olarak gösterdiği ve adanın birleşmesi temelinde kendi geleceğini evrensel kabul gören bir temelde ortaya koyduğumuz, yakın geçmişimizin, bu devrimci demokratik dinamizmine dönük sefil bir utangaçlık ve çekincelik duymaktayız. Böylesi bir değerin hala önemini kavramamakta ısrar ediyoruz. Buna hayır diyenlerin dahi dönüp, bunun sonuçlarını kabul edip, BM’ ye mektup yollamak zorunda kaldıklarını göz ardı ediyoruz.  

 

GÜNEYDE DE EROZYON YARATTI VE METE, ÖZERSAY…

 Bakın, güneye! Günümüzde 24 Nisan Referandumunda “Evet” diyenler dahi, buna sahip çıkılmadığı için, zeminlerini erozyona uğrattılar. Mesela Nikos Ananastiadis. Geçen gün verdiği demeçte “ Başkan Hristofyas’ın görüşme sürecinde önemli tavizler verdiği ve Hristofyas’ın görüşmelerde Kıbrıslı Rumlar için kaybettiği zemini geri kazanacağı” açıklaması yaptı. Yani sözde,” tavizleri geri alacakmış”.

Biz bunu da dinlediydik Sayın Anastasiadis. Biz bunun aynisini seçimlerde,  Eroğlu’ndan çok dinlediydik.  O da sizin gibi, seçimlerde Talat’ın verdiğini iddia ettiği tavizleri geri alacağını söylemişti.

 Ne oldu? Seçildi ve yalnızca Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğini değil, ama ayni zamanda 24 Nisan Referandumuna da “Hayırcı” olarak, bağlı olduğunu BM’ye yazdı..Peki sen? Sen ki “evetçi” idin, hayırcının dahi, 24 Nisan’a bağlı olduğunu söylemek zorunda kaldığı bu, gerçeğe karşın, sen, o 24 Nisan temelinin dışına çıkabilir misin? Bir oy uğruna, kuzeyde ve güneyde ne değerler batıyor.

Sevgili Mete Tümerkan da geçen hafta yazdığı yazıda, Hristofyas’ın artık temsil gücü kalmadığını ve seçimler öncesi muhalefetin kazanma noktasında olacağı bir aşamada, güneydeki görüşmecinin, yani Sayın Hristofyas’ın artık sözünün geçmeyeceğini ima eden düşünceleri aktarmıştı. Saray kaynaklı bu değerlendirmelerin sahibinin adı konmadan, tırnak içinde aktarılması ile sahibinin Özersay mı olduğu sorusu hali ile gündeme girer. Bu başka bir şey. Ancak Nikos Anastasiadis’in bu yaklaşımı ve Türk tarafından Saray kaynaklı bu düşünce zikirleri, güneydeki seçimlere endeksli, Kuzeydeki siyasetin de Hristofyas’a karşı hava oluşturmak devinimi içine girdiğini bize göstermektedir.

Ayrıca, yazmadan geçemeyeceğim. Geçen Hafta TARAF Gazetesi yayınladı. Tutanakları. Üzüldüm. Çünkü Yenidüzen de kamuoyumuza yansıtmadı, atladı arkadaşlar. 2003’ten başlayıp 24 Nisan Referandumuna karşı, Kıbrıs’taki çözüm güçlerinin, demokratik devinime karşı, nasıl darbeci anlayışlarla komplolar kurulduğunu, Türkiye’deki AK Parti Hükümetine karşı da, Kıbrıs üzerinden çözümü ve Türkiye’deki demokratik değişim sürecini engellemek için ne karşı operasyonlar ve darbeler peşinde koştuklarının tutanaklarını yayınladı TARAF Gazetesi.

Yani, 24 Nisan iradesi yalnızca Kıbrıs Türk halkının kendi geleceğini belirlemek dinamizmi üretmedi. Kıbrıs Türk halkının bu dinamiği, ayni zamanda Türkiye’de AB süreci ve demokratik gelişim içinde olmak isteyen demokratik güçlere de en büyük desteği oluşturdu. Bu yüzden, AK Parti de, biz 24 Nisan iradesine sahip çıkmadığımız sürece, kendilerinin bu tuzakları aşmak konusunda en önemli destekçileri olan, Kıbrıs Türk halkının bu dinamiğini ve önemini unutur. Unuttu da. Kendi dinamiğini önemsizleştiren, “unutan” her hareket, kendini başkalarına karşı eşit ve saygı değer kılamaz.

Geçen yıl, gece gündüz, CTP-TDP’ nin 24 Nisan’ı, Federal çözüm temelinde ele almasına karşı, bildiri yayınlayanların, bu yıl, tam da çözümsüzlük ve görüşmelerde kriz aşamasında bu konunun tartışılmasını dahi yapmadığı günümüzdeki suskunluklarını, ibretle izlemekteyim. Bir şey yapmayanların, bir iş yapmaya çalışanlara karşı öfke duydukları bir ortamda, gerçekten düşünce üretilemez. Olsun kardeşim da az olsun. Unutma bir şey yaparsan ve dayatırsan, ısrar edersen, o zaman, “taşsın da dökülmesin” söylemine temel olursun.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1185 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler