1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 21 Mart... DÜNYA ŞİİR GÜNÜ.. IRKÇILIKLA SAVAŞ GÜNÜ ve NEVRUZ
21 Mart... DÜNYA ŞİİR GÜNÜ.. IRKÇILIKLA SAVAŞ GÜNÜ ve NEVRUZ

21 Mart... DÜNYA ŞİİR GÜNÜ.. IRKÇILIKLA SAVAŞ GÜNÜ ve NEVRUZ

21 Mart üç anlamlı günü de temsil eden güzel bir gün. Değil mi ki, şiiri, ırkçılıkla savaşı ve Nevruzu kucaklıyor. Onlara şöyle bir göz atmak gerekirse: DÜNYA ŞİİR GÜNÜ Aslında ve öncelikle şu geçeğin altını çizerek başlamak gereğini duyuyorum: Dünyanın

A+A-

 

 

21 Mart üç anlamlı günü de temsil eden güzel bir gün. Değil mi ki, şiiri, ırkçılıkla savaşı ve Nevruzu kucaklıyor. Onlara şöyle bir göz atmak gerekirse:

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ

Aslında ve öncelikle şu geçeğin altını çizerek başlamak gereğini duyuyorum: Dünyanın – İnsanın ve duyguların öylesine metalaştığı bir dünyada iyi ki, 365 günde bir gün sanattan – şiirden bahsedilmesine bir vesile oluyor.

Aslında iyi ki sanat var… Şiir var. Olmasa, evet, sanat olmasa, yarına ne kalırdı ki! Ölüm kusan insanlar  ve silahlar… öyle değil mi?

Evet doğru, genelde sanat – özelde ise şiir aç bir insanı doyurmaz, savaşta ölenleri, haksızlıklarda kırılanları geri getiremez… ama, açlığın nedenlerini öğretebilir… Umudu, sevgiyi, direnişi güçlendirebilir. Ve, ne isterse olsun, çarenin, insanın elinde ve yüreğinde olduğunu…

Sanat – Şiir milyonlarca yeni dünya yaratabilir… İnsanın özgücünün farkına varmasını sağlayabilir.

Geniş kitleler… O ağır diyet ödeyenler – bizim ülkemiz de dahil… bu dünyadan hoşnut değil… ve, şartların değişmesini istiyorlar.

Sanatın – Edebiyatın – Şiirin amaçlarından biri de bu değil midir: Dünyayı Değiştirmek… İşte, böylesi anma günleri bunun içindir…

Öyleyse şiire merhaba…

Şiiri yaratanlara da paylaşanlara da…

 

IRKÇILIK

İnsanlığın sıfır noktası…

Nedir ‘ırkçılık’ kelimesinin sözlük anlamı: Kendi ırkını başka ırklardan üstün sayan… Başka ırklarla karışmasından çekinen… Irkı, bir milleti meydana getiren temel unsur olarak gören görüş…

Sonucu: Sayısız soykırım, işkence, yağma utanç…

Daha yazmaya başlarken, Hitler Almanyası’nın, Zencilerin, Kızılderililerin soykırımı geliveriyor kalemimin ucuna ama biraz düşününce, öyle çok yakınlarıma, taa yüreğimin başına kadar geliyor ki onca örnek, buz gibi ürperiyor  yüreğim.

Dünya var olalı onca yıl geçti ama bu tür insanlık dışı olay ve algılar, azalacağına arttı, artıyor da.. Üstelik çeşitlenerek… İdeolojiler, yaşama bilimleri, düşünceler giderek daha da farklılaşıyor.

Hâlâ insanlar – uluslar, çevrelerinde birer adacık yaratarak, kendilerini ‘dünyanın merkezi’ sanmaktan vazgeçmedi…

Bir düşünün bakalım, koskoca 20. Yüzyıl nasıl anılacak… İnsanların, bir yandan ayrımcılığa karşı mücadele ederken… Diğer yandan da farklı oldukları için, diğerlerini, aşağıladıkları, kınadıkları ve daha da acısı, boğazladıkları bir çağ olarak değil mi?

Peki, orta çağda cadılar yakılıyordu da 20. Yüzyılda ve hâlâ, eşcinseller ne durumda! Ya Arap ülkelerinde, ABD’de, Avrupa’da ve Türkiye’de… ve, bizde???

Önyargı ve ayrımcılık neredeyse her insan ve ulusta var; ama dozu kontrol edilemedikçe, diğer insanları aşağılamaya, suçlamaya hatta zulmetmeye dek varıyor…

Değindiğim gibi: Zamanımızda, başkalarına karşı önyargı duyma ve ayrımcılık yapma, o kadar artmış ve çeşitlenmiştir ki… kendisine karşı birilerinin negatif duygular beslemediği bir kişi, topluluk, grup ya da ulus yok gibi!

Önyargıya ya da ayrımcılığa maruz kalanlar da, çoğunlukla toplumda durumu daha kötü olan, ezilen ya da azınlıkta olanlar!

Kimler girmiyor ki bu kategorinin içine: Siyahlar, Yahudiler – Filistinliler, eşcinseller, başka din ve mezhepten olanlar, diğer uluslar, kadınlar, sakatlar, deliler, yaşlılar, gençler, çirkinler, şişmanlar!.. (Listeyi daha da uzatmak mümkün!)

***

İnsanlığın – İnsanların, tüm köken ve tanımlarından kurtularak… Sadece ‘insan’ olduğu için… Kültürel ve etnik kimliği asla neden olmadan… Eşit, özgür ve dilediğince her türlü haklarını kullanarak yaşayabileceği dünya daha çok uzak… mı diyoruz…

Peki, öyleyse bu konuda üzerimize düşeni yapmaya başlayalım… Hemen… Şimdi…

İnsanlık, Barbarlığı yenmeli…

 

NEVRUZ

Güneş, 21 Mart’ta, Koç Burcu’na girer ya, doğada bir canlanıp – serpilmedir başlar. İlkbahar gelmiştir. Bu değişikliğin o ilk günü, bir yeni gündür Nevruz. Farsça’dan geliyor. Ortadoğu ve Ön Asya’daki çeşitli halklarca da, yeni yılın ve baharın başlangıcı olarak bir bayram havasında kutlanıyor. Anlamı ise, kutlayanlara göre değişiyor…

Aleviler ve Bektaşiler, Nevruz’u Hz. Ali’nin doğum günü… Şiilere göre, Hz. Ali’ye halifeliğin verildiği gün… Ortadoğu ve Ön Asya’da baharın başlangıcı… Kürtlerin ise ulusal Bayramı… Bu bayramı ise bir efsane ile de bütünleştiriyorlar: Kawa adlı demircinin, Dahhak adlı zalim hükümdarı, arkasına topladığı halkla devirip, yaktığı büyük özgürlük ateşiyle, tüm ülkeye ‘yeni bir gün’ olarak başlattığı tarih. Babilliler ve Araplar ise, Tanrı’nın, yeryüzünü 21 Martta yarattığına inanıyorlar.

Aslında, nevruz, Osmanlı’nın da sayılı günlerinden biriydi. Güneşin Koç Burcu’na girdiği gün Sarayda ‘Nevruziye’ yenirdi. Nevruziye, hekimbaşının, misk, amber ve çeşitli baharat ve gizemli kokulu otlardan yaptığı bir ‘kuvvet macunu’ idi. (Bizde de özellikle bazı köylerimizde de Mart 9’u olarak kutlanıyor.)

***

Tüm bunlardan da anlaşılacağı üzere, Nevruz, hiçbir ulusun tekelinde değil. Onlarca söylencenin birleştiği nokta: 21 Mart, doğanın canlanmaya başladığı gündür. Pek çok söylence, bunun üzerine kurulmuş. Doğa, kışa isyan ediyor: “Yeter, söz yeşilin ve rengarenk çiçeklerin” diyor.

Gelin, Kargarlı Mahmud’un, Divanü Lügat-it Türk’ünde, 21 Mart için yazdıklarına bakalım:

“Türlüg çiçek yarıldı (türlü çiçekler açıldı) / Barçın yadhım kerildi (sanki ipek döşek serildi) / uçmak yeri körüldü (cennetin yüzü görüldü) / Tumlug yana kelgüsüz (Zaman ılıdı, soğuk hiç gelmeyecek.)…

***

Sözün Özü: Yeryüzünün dört bir yanında insanlar, doğadaki uyanışın canlıların kanını kaynatmasına çeşitli anlamlar yüklemişler.

İyi de etmişler…

Bu, insanlığın ortak kültürü

Tıpkı gökyüzü gibi, bahar da hepimizin

Aşkı ve ateşi ise bedenler uyandırıyor…

 

 


Mart ayı da yüklü bir ay

Evet, Mart ayı da kültürümüz bakımından yüklü bir ay. Özellikle de, Adnan Bozkırlı ve Mapolar’dan sonra,  21 Mart’ta Haşmet Gürkan ve 24 Mart’ta Kaya Çanca’yı yitirdik. Aslında, 21 Mart özel bir gün; çünkü, aynı zamanda, Dünya Şiir günü, Irkçılıkla Savaş Günü ve Nevruz…”

Öncelikle, bu ayda yitirdiğimiz iki sanatçımızı sevgi ve saygıyla analım:

HAŞMET GÜRKAN- (1932-1992)

O, bir Lefkoşa sevdalısı ve Kıbrıs – ama – özellikle de Lefkoşa’nın belleğiydi. Araştırmak – yazmak sanki esas görevi, mesleği olan ‘Diş Doktorluğu’ ise ek görevi gibiydi. Neredeyse her gün, iki eli kanda olsa “Lefkoşa turu” yapar, ona duyduğu özen ve sevdasını soluklandırırdı. Derin bir sevgi, düşünce ve araştırma sonucu yazdığı yazıları sadece yayınlamakla kalmaz, sevdiği her dostuna da okurdu. (Önce hastası, sonra da dostu olarak, o anılar hâlâ dipdiri belleğimde)

‘Kaynak’ adlı okul dergisinde başladığı yazılarını yayınlamayı, ölene dek de yazmayı sürdürdü.

İlk yazılarını, “Hürsöz” gazetesinde yazmaya başlamış. 1959’da ‘Beşparmak’ ve ‘Çevre’ dergilerinde, 1967’de ‘Savaş’ gazetesinde, ‘Lefkoşalı’ imzasıyla daha sonra KTÖS’ün çıkardığı “Söz” gazetesinde, Ümit Ergeç takma adıyla, 1980’de “Yenidüzen’de, ‘Hüseyin Sencer’ imzasıyla… 1984’te, ‘Yeni Kıbrıs’ dergisinde kendi adıyla, Kıbrıs’ın kültürü konularında yazmış; daha sonra, ‘Demokrat’ Gazetesi’nde, ‘Tarih İçinde Kıbrıs’ adlı bir yazı dizisi, “Tarihçi” imzasıyla sürdürür. Bu tarihten sonra yazılarını ise hep kendi adıyla yazar.

Ölümünün 20. Yıldönümünde onu sevgi ve saygı ile anarken, yayınlanmış kitaplarını da verelim:

*Kıbrıs Tarihinden sayfalar (1982) * Bir Zamanlar Kıbrıs’ta (1986) * A Glance At Historic Nicosia (1987) * Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa (1989) * P. Machlouzaridis’ten Çevirdiği: “Polis Çalışmaları Toplumsal Görünümü” (1989)

Ölümünden sonra ‘Galeri Kültür’ tarafından yeniden yayımlanan kitaplarına eklenen:

        Cumhuriyet Düşünceleri ve Tarih İçinde Kıbrıs…

 

KAYA ÇANCA – (1945-1973)

Çok genç yaşta yitirdiğimiz Kaya Çanca, şiirimizin bir umuduydu. Kısacık ömrüne ilerisi için umut vadeden çok özgün şiirler sığdıran bu genç insanın, bir bunalım sonucu, kendi eliyle son verdiği yaşamından geriye bıraktığı şiir mirası çok önemlidir.

Elimizde olan, iki şiir kitabı (ilki, “Eski Best”e, 1965 – İkincisi, “Y Sokağı” – İlk basım, 1968, İkinci baskı, “Pygmalion Yay.” 1966 ve üçüncü eseri KTSY Birliğince yayımlanan Gürgenç Korkmazel’in: “Kaya Çanca yaşamı ve Eserleri” adlı kitaplardaki şiirlerine baktığımız zaman, gerçekten de hâlâ, “Yaşayan soluk alan” şiirler ve bu şiirlerde hâlâ hüzünle atan bir yürek buluyoruz…

“Yalnızlığım sizinle küçülürdü

Güzelliğiniz gözümde büyürdü

Güzel güzel konuşurduk…

 

Aradan uzun zaman geçti

Bir yabancının yanında sizi gördüm

Güzelliğiniz yoktu…

***

Bende onun şiirlerinin bıraktığı izlenim:

Kaya, ‘kendisi olmaktan’ çekinmemiş ki, bu, şiirin özgürlüğünü yaratan birincil kaynaktır…

Şiirlerini okuduğunuzda anlıyorsunuz ki, Çanca, günlük olaylar, sıkıntılar, acılar, çelişkiler ve düş kırıklıkları ile çok yüz yüze gelmiş yaşarken; ama, bunlardan doğan “acıları” yazmak yerine, ruhumda yarattığı “fırtınaları” yansıtmış şiirlerinde…

***

24 Mart, Kaya Çanca’nın yaşamına kendi eliyle son verdiği gün

Onu sevgi ve hüzünle anıyoruz…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1130 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler