1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 15-20 Temmuz (Kişisel tarih)
15-20 Temmuz (Kişisel tarih)

15-20 Temmuz (Kişisel tarih)

Kıbrıs’ın tarihini ve kaderini değiştiren bu iki tarih birbirine bağlandı. “15 Temmuz yaşanmasaydı, 20 Temmuz olmazdı” deniyor.... 38 yıl süresince gördüklerimiz ve okuduklarımız bize, Türkiye’nin Kıbrıs’ta hakimiyet sağlama

A+A-

 

 

Kıbrıs’ın tarihini ve kaderini değiştiren bu iki tarih birbirine bağlandı. “15 Temmuz yaşanmasaydı, 20 Temmuz olmazdı” deniyor....

38 yıl süresince gördüklerimiz ve okuduklarımız bize, Türkiye’nin Kıbrıs’ta hakimiyet sağlamak için fırsat kolladığını söylüyor..

                                                               *******

15 Temmuz-15 Ağustos arası hava sıcaklığının en çılgın dönemidir. (Şimdiki gibi.)

Babam, annem ve ben Temmuz doğumluyuz. Bu nedenle bu aydan nefret edemeyiz!!

 

                                                                  ******

1974 yılınınTemmuz ayına dönelim...1963’te başlayan toplumlararası sorunlar, değişik şekillerde devam etmekte. Lefkoşa dışındaki şehirlerde ve çoğu köylerde iki toplum karışık yaşıyor.. Lefkoşa’nın Türk kesimi ve Lefkoşa-Girne anayolu bizim kontrolümüzde.. Kıbrıslıtürkler, zaman zaman sorunlar çıksa da adanın her yerine gidebilir ama Rumlar özel izin almadıkça Lefkoşa’ya giremez..

Lefkoşa aslında 1955 ve sonrasında bölündü. Toplumların yerleşim şekli buna uygundu. EOKA başlayınca Türkler ve Rumlar “mahallelerine” çekildi.

                                                                 **********

Ailem Lefkoşalı... İki ağabeyim de futbol ve evlilik nedeniyle Leymosun’a yerleşmişti. Ablam da eşinin işi nedeniyle 1963 yılında Cenevre’ye göçmüştü.

Üniversite sonrası 1972’de Lefkoşa’da eczane açtım.

Kıbrıs sorununa, barikatlara, BEY yönetimine adapte olmaya çalışıyordum.. Gazete ve Radyolarda taraflar birbirini suçluyor.. Ankara radyosundan ve Türkiye gazetelerinden Türk  politikasını öğreniyorduk..

                                                                  ---------

Eczacılık yapabilmek için Rum sağlık bakanlığında “registration” sınavına giriyorum.. “Başeczacı” “ister Rumca, ister İngilizce, isterseniz Türkçe yanıt verebilirsiniz” diyor.. Üç dilli bir ülke yani... Bu sınav biraz da formalite icabı yapılıyor.. Hala sakladığım “registration belgemi” alıyorum...

Sıra eczane olabilecek dükkan bulmaya geliyor.. Sarayönü’nde bulamayınca arka sokaklarına bakıyorum.. Eczane yürütmek için Rum ilaç acenteleriyle tanışmak onlardan ilaç almak şart.. Acente acente dolaşıp ilaç temin ediyoruz..

O zamana kadar hiçbir Rum ile tanışıp iletişim kurmamışım..Lefkoşa dışına da pek çıkmamışım..Babamın öğretmenlik yaptığı karma köyleri ziyaretimiz dışında...Tabii abilerin yenge ve yeğenlerin yaşadığı Leymosun’u unutmayalım...

Eczanemi de Temmuz ayında açıyorum..Hemen ehliyet sınavına girip sarı bir kaplumbağa satın alıyorum. Kıbrıs’ta arabasız yaşanmaz. Hala daha toplu taşımacılık gelişmedi. Arabam ile adayı dolaşma fırsatı yakalıyorum..

                                                                   ******

Gezmeyi çok seven arkadaş grubumla günübirlik, Erenköy’den Maraş’a kadar gittiğimiz oluyor. Meşhur Maraş plajlarını ve otellerini hayretle görüyorum.. Otel konseptim değişiyor..

Yaz tatillerini ve hafta sonununu Limasol’da “Ladies Mile” plajlarında, Taksim denizi ve Park gazinosu eğlenceleriyle geçiriyorum..

13.00-16.00 arası siesta zamanında yüzmek için Girne Kalesi arkasındaki plaja, Yılan Adası’na, 5. ve 3. mile, Mare-Monte’ye gidiyoruz.. Lapta ve Değirmenlik başpınarlarında serinliyoruz..Türk tarafındaki gezme yerlerimiz ise, Girne boğazındaki kahvehane ve lokantalar. Kırnı köyündeki piknik alanında kebaplar çeviriyoruz..

Hayatımız hep gezmekle geçmiyor... Meslek örgütünü toparlamaya çalışıyoruz. Eczacılık sorunları ile ilgili politikaları yapıyoruz.. Bakan ve yetkililerle görüşüyoruz..

Adaya dönmüş genç üniversite mezunları olarak grup kurup lokal kiralıyoruz. Türkiye’deki Kıbrıslı öğrencilerin sorunları ile ilgili toplantılara katılıyoruz.

                                                                   *****

14 Temmuz 1974 Pazar günü geniş bir arkadaş grubuyla Trodos dağına çıkıyoruz..Dağlardan akan buz gibi suların kenarında piknik yapıyoruz..

15 Temmuz Pazartesi eczanemi açıyorum ki felaket!! Kanaryalarım’ın olduğu kafes kırılıp paramparça olmuş.. Kuşlarım yok... Sonra tüylerini buluyorum..Açık bıraktığım sendenin penceresinden girmiş kedi ve merdiven üzerine asılı kafesteki kuşları yemiş... Bu olayın hayra alamet olmadığını anlıyorum..

Çok sürmeden silah sesleri başlıyor.. Lokmacı barikatına yakın olan eczaneme komşu olan insanlara soruyorum. Herkesin dediği “Rumlar tatbikat yapıyor”. Silah sesleri kesilmiyor.. Rum radyosunu açıyorum.. Rumca,  “Makariyos öldü” diyor. Eokacı Samson darbe yaptı, idareyi ele geçirdi...

Ne olacak şimdi? Yunan cuntası ile işbirliği yapan Rum faşistler solculara, Makariyos’a diş biliyordu. Komünist avı başladı.. Rumlar solcu Rumları öldürüyor..

Pazartesi olduğu için köy ve kasabalardan Lefkoşa’nın Türk kesimine gelen binlerce kişi evlerine dönemiyor. Resmen savaş var.. Perşembe gün Sn. Denktaş açıklama yapıyor: “Çatışmalar Rumlar’ın kendi iç meselesidir, herkes evine dönebilir.”

Diğer yandan Ecevit, 15 Temmuz darbesi nedeniyle diplomasi başlatıyor..

Kulağımız BBC radyosunda..

Cuma gece yarısı mücahitlerden haber sızıyor “20 Temmuz Cumartesi sabahı Türkiye Kıbrıs’a çıkıyor..”

                                                                         ******

Sonrası, bildiğiniz gibidir...........

 

                                                                               

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2176 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler