1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. 13 Ekim Cuma günü yine Tekke Bahçesi’ne defnedilecekler…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

13 Ekim Cuma günü yine Tekke Bahçesi’ne defnedilecekler…

A+A-

Lefkoşa Genel Hastanesi’nde öldürülen Yusuf Ahmet ile oğlu Ahmet Yusuf’tan geride kalanlar Kayıplar Komitesi tarafından Tekke Bahçesi’ndeki kazılarda bulunarak kimliklendirildi…

 

Hasta oğlunu görmek üzere 1963’te Lefkoşa Genel Hastanesi’ne giden ve burada öldürüldükten sonra Ayvasıl Kıbrıslıtürk mezarlığı dışına Kıbrıslırumlar tarafından gömülenler arasında bulunan, ardından buradan Kıbrıslıtürkler tarafından Ocak 1964’te yürütülen kazılarda bulunup çıkarılan ve isimsiz olarak Tekke Bahçesi’ne gömülen Yusuf Ahmet için en nihayet doğru düzgün bir cenaze töreni yapılıyor.

Ahmet Yusuf da hastanede öldürülmüş ve naaşı Kıbrıslıtürkler’e iade edilmiş ancak ailesine haber verilmeden Tekke Bahçesi’ne gömülmüştü… Bu yüzden Ahmet Yusuf’un cenaze törenine katılamamışlardı…

Önümüzdeki Cuma günü (13 Ekim 2017) önce Selimiye Camisi’nde baba-oğul için cenaze namazı kılınacak, ardından saat 10.00’da askeri törenle Tekke Bahçesi’ne yeniden defnedilecekler.

sev-006.jpg

Bu konuda on yıl önce Tekke Bahçesi’ne isimsiz olarak ve ailelerine herhangi bir haber verilmeksizin defnedilen Kıbrıslıtürk “kayıplar”la ilgili geniş yayın yapmıştık.

Aralık 2010’da yani bundan yedi yıl önce bu sayfalarda Ahmet Yusuf ile Yusuf Ahmet’in öyküsünü yayımlamıştık.

Şerif Mehmet Ali Birşen, Yusuf Ahmet’in kızı, Ahmet Yusuf’un kızkardeşi olarak bize konuşmuş ve şunları anlatmıştı:

“Abimin naaşını verdiler, babam hala kayıp...”

Dr. Ayten Berkalp’ın röportajında sözünü ettiği, 1963 yılında Lefkoşa Genel Hastanesi’nde öldürülen Tremeşeli baba-oğulun yaptığımız araştırma sonunda Yusuf Ahmet ve Ahmet Yusuf olduğunu öğrendik. Dün akşam telefoniyen ulaştığımız Yusuf Ahmet’in kızı, Ahmet Yusuf’un kızkareşi Şerif Mehmet Ali Birşen, “Abimin naaşını verdiler fakat babam hala kayıptır” diye konuştu.

Ahmet Yusuf, o günlerde BOZKURT gazetesinde yer alan bir haberde, Rum kesiminden Lefkoşa Genel Hastanesi’nden Türk kesimine ölü olarak iade edilenler arasındaydı. Tekke Bahçesi Şehitliği’nde 2007 yılında yaptığımız incelemede, Ahmet Yusuf’un, hastaneden ölü olarak iade edilen diğer Kıbrıslıtürkler’le birlikte Tekke Bahçesi’ne gömülmüş olduğunu fotoğraflamıştık. Ahmet Yusuf’un mezarı, Tekke Bahçesi Şehitliği’nde 44 numaralı mezar olarak bulunuyor. Ancak yine hastanede kanı alınarak öldürüldüğü sanılan Yusuf Ahmet’in cesedi, Türk tarafına hiçbir zaman iade edilmemiş. Yusuf Ahmet’in, hastane morgunda bulunan ve listelenerek Türk tarafına Kızılhaç aracılığıyla “Gelip bu cesetleri alınız” diye talep gönderilen ancak Türk tarafının hiçbir zaman hastane morgundan gidip almadığı ya da alamadığı 21 Kıbrıslıtürk arasında olup olmadığı bilinmiyor. Eğer Yusuf Ahmet bu 21 kişi arasında idiyse, önce Ayvasıl’a gömülmüş olanlar arasında olabilirdi. Ayvasıl’daki Türk mezarlığı yanına toplu mezarlara gömülen 21 kişi, Kıbrıs Türk makamları tarafından toplu mezarlar 13 Ocak 1964’te açılarak çıkarılmış ve bunlar doğru düzgün kimlik tanımlanması yapılmaksızın Kızılay hastanesindeki otopsi ardından Tekke Bahçesi’ne gömülmüştü. Gömülenlerin pek çoğu isimsiz olarak “Ayvasıl 1, Ayvasıl 2...” gibi tanımlamalarla veya “Meçhul” diye gömülmüştü. Yusuf Ahmet’in Tekke Bahçesi’ne bu çerçevede gömülmüş olup olmadığı ancak Tekke Bahçesi’ndeki bu isimsiz mezarlar açılıp da DNA testlerine tabi tutulduktan sonra anlaşılabilecek.

O günlerde Kıbrıslırumlar’ın Kıbrıs Türk tarafına göndermiş olduğu, Lefkoşa Genel Hastanesi morgunda bulunan 21 Kıbrıslıtürk’ün listesini de bu sayfada görebilirsiniz.  Kıbrıslırumlar da bu 21 kişinin bazılarının kimliklerini tanımlamışlar, bazılarını ise bulundukları bölgeye göre tanımlamaya çalışmışlardı. Bu 21 kişinin gömülü olduğu Ayvasıl’daki toplu mezarları açan Dr. Hüsrev Dağseven’le bu konuda geniş bir röportajımız 2007 yılında bu yazı dizisinde yayımlanmıştı.

Kayıplar Komitesi Tekke Bahçesi’nde bu isimsiz mezarlarda yatanları çıkarmak üzere kazı başlatmış ancak kazıların başladığı günün akşamı, “gerekli izinlerin alınmadığı” gerekçesiyle  KKTC makamları tarafından kazı durdurulmuştu. Ayvasıl’daki Türk mezarlığı çevresinde başka “kayıp” Kıbrıslıtürkler’in de gömülmüş olabileceği ve bu alanın iyice araştırılması gerektiği de biliniyor ancak Ayvasıl (Türkeli) askeri bölge olduğu için Kayıplar Komitesi henüz bu alanda da hiçbir çalışma yapamamış bulunuyor. Kıbrıslıtürk “kayıplar”ın bulunabilmesi için Tekke Bahçesi’nde gömülü olduğu söylenen Kıbrıslıtürk “kayıp” yakınları, Kayıplar Komitesi’ne yazılı başvurular yapmış bulunuyor. Umarız, 2011 yılında Kayıplar Komitesi yetkilileri gerekli izinleri alıp bu iki noktada pek çok “kayıp” Kıbrıslıtürk’ün akibetini aydınlatacak Tekke Bahçesi’ndeki isimsiz mezarları kazabilirler ve DNA eşleştirmesiyle “kayıp” insanları ailelerine iade edebilirler. Aynı şekilde umarız askeri makamlar anlayış göstererek Ayvasıl Türk mezarlığı çevresinde Kayıplar Komitesi yetkililerinin gerekli incelemeleri yapmalarını sağlayabilirler. Çünkü Ayvasıl’daki toplu mezarlar silahların gölgesinde, olağanüstü koşullarda yapılmıştı – bazı Kıbrıslırum kaynaklarına göre, bu alana 32 civarında “kayıp” Kıbrıslıtürk gömülmüştü... O nedenle Ayvasıl’da da Türk mezarlığı çevresinde esaslı bir araştırma yapmak gerekiyor.

“KARACİĞER HASTASIYDI...”

Şerif Mehmet Ali Birşen, dün akşam bizi kırmayarak telefonda sorularımızı yanıtladı. Yusuf Ahmet’in kızı, Ahmet Yusuf’un kızkardeşi olan Şerif Mehmet Ali Birşen,  babası Yusuf Ahmet’in rençberlikle uğraştığını, bağları olduğunu, Tremeşeli olduklarını, babasının “kayıp” olduğu zaman 65 yaşlarında olduğunu anlattı. Şerif Hanım, kardeşi Ahmet Yusuf’un ise hastanede öldürüldüğü zaman henüz 26 yaşında olduğunu belirterek şöyle dedi:

“Abim Ahmet Yusuf, 26 yaşındaydı. Babamla birlikte çalışırdı, rençberlik yapardı. . “Teşkilat”ın içindeydi. Ayrıca Mehmet Ali Tremeşeli’yle ortaktı, ortaklaşa bir sinema kurmuşlardı köyde ve bunu çalıştırıyorlardı. Sinemayı 1958 yılında kurmuşlardı. Yazlık bir sinemaydı. Lefkoşalı Muhammed Arap’tan aldılardı makineleri ve filmleri de benim eşim gösterirdi sinemada.

Abim karaciğerinden hastalanmıştı, arkasında sürekli sızılar vardı. Londra’ya gitti, bir iki senede geri döndü. Döndükten sonra hastalandı. Önce onu Dr. Kaya Bey ameliyat etti ve karaciğerinin yarısını aldı.  Sonra Maraşlı bir doktor vardı, bizim köylü bir Rumcuğu ameliyat ettiydi aynı hastalıktan ve abimi iyileştirebileceğini söylediydi. Abim beş ay boyunca Rum tarafındaki Lefkoşa Genel Hastanesi’nde yattıydı. Sürekli kanaması olurdu, babam mücahitlerden götürürdü ve abime kan verirlerdi, sürekli kan alması gerekirdi abimin. Babam da hastanede, onun yanında kalırdı.

Abim bize daima “Beni Türkiye’ye kaldırın” derdi ama o zaman çok fakirlik vardı, kimsesini bilmezdik, abim ısrar ederdi... Dr. Kaya Bey da “Uçağa binersan, uçakta kanama olursa ölecen” derdi, o zaman abim da sindi ve sesini çıkarmadı.

Aslında abim “Teşkilat”ta olduğu için fasariya çıkacağını bilirdi ama bize söylemezdi. Nitekim 1963 fasariyaları çıktı, abim bilirdi çünkü “Teşkilat”tan kendine irtibat giderdi...

Babam Yusuf Ahmet, Tremeşe’de rençber idi, hocalık da ederdi camide...

Fasariyalar çıktığında Cumartesi veya Pazar günü babamı çağırdılar, abimde kanama oldu, kan versin diye. Köyümüzün Rum muhtarı babama “Gitme, çünkü o hükümet hastanesidir, oğlun emniyettedir ama sen gitme” dediydi babama ama babam “Yok gidecem ben oğluma” deyip çıkıp gittiydi abime. Babam çok yavaş bir insandı, herkesle iyiydi ilişkileri, köyde herkes bunu bilirdi... Ablam Gülten, Ortaköy’de otururdu, babam abimin yanından kaçmış, ablama gitmiş... Sonra sabahtan kalktı, hastaneye gitti, bir kere daha geri dönmedi... Bir hemşire vardı, ondan duyduk biz, babamın kanını almışlar, sonra onu kamyona atmışlar ölü olarak. Celyalı bir adam vardı, Murat Dayı, kaçtıydı hastaneden, o da gördüydü babamı... Hemşire da gördü ki “Oğluna kan verecen” diye çekmişler odaya, kanını aldıktan sonra atmışlar kamyona.. Türk hemşireydi bu ama adını bilmem. Belki Dr. Ayten Hanım bilir diye onu arayıp soracam. Bu hemşire bu tarafta Kuruçeşme’deki hastanede de çalışmış daha sonra. Belki Ayten Hanım bu hemşirenin kim olduğunu bilebilir ve bize söyleyebilir.

Kardeşim Ahmet Yusuf’un naaşı iade edildiği günlerde, bizim Lefkoşa’ya gelmemiz imkansızdı. Meluşalı Gondoz’un Cemaliye Hanım yakın aile dostumuzdu. Kooperatif’in yanındaki evlerde otururdu ve onunla çok iyi giderdik biz. O kadın gömerdi ölüleri ve abimin cesedini görüp o söylediydi ve mezarının üstüne yazdılardı.

Biz altı kardeştik: Ahmet, Mustafa, Gülten, ben Şerif, Ayten ve Nurten. Annemin adı Emete Yusuf... Babam ve abimi böyle kaybedince annem ancak altı ay yaşadı. Tansiyonu yükseldi, felç geldi, altı ay içinde öldü gitti kadın üzüntüsünden. Eşim Mehmet Ali’nin babası Osman Mehmet Ali da Celya’da çarpışarak öldü 1963’te. Omzundan vurulduydu, piyadeyi Rumlar’a teslim etmesin diye piyadeyi geri getirdi ve kan kaybından öldü. Bir ayın içinde üçünü birden kaybettik...  Çok büyük acılar çektik, çok da yoksulluk çektik. Hem babam, hem abim şehit olduğu halde, bize bir cızzık bile vermediler.

Abim öldükten sonra beyim onun hissesini Mehmet Ali Tremeşeli’den satın aldıydı ve bizim olduydu sinema. Biraz daha gösterdiydik, sonra 1974’lerde kapattıydık sinemayı.

Biz Tremeşe’de Rum mahallesinde, kilisenin karşısında otururduk. Ay Spiriyona’nın karşısında otururduk. Çok iyiydi ilişkilerimiz komşularımızla. Ne kavga, ne gürültü oldu köyümüzde. Biz, Rum komşularımızdan memnunduk... Barikatlar açıldıktan sonra da bir komşumuzla hala görüşürüz.

Babamın nerede gömülü olduğunu bilmek isteriz, ondan geride kalanları alıp gömmek isteriz. Bunun için Kayıplar Komitesi’ne kan örneği verdik. Umarım bir bilen çıkar ve nerede gömülü olduğunu söyler ki bulunsun...”

(YENİDÜZEN - ARALIK 2010)


Tekke Bahçesi’ne “Önder İbrahim” adı altında 1974’te defnedilen İsmail Bekir, Kayıplar Komitesi’nin kazıları ardından DNA testleriyle kimliklendirildi… Ailesi “kayıp” İsmail Bekir için 43 yıl aradan sonra 16 Ekim 2017 Pazartesi günü Boğaz Şehitliği’nde cenaze töreni düzenliyor… İsmail Bekir’in kızı Ülfet Canseç:

 

“Yaseminler dizip mezarına götürebileceğiz…”

1974’te Tekke Bahçesi’ne “Önder İbrahim” adı altında defnedilen “kayıp” İsmail Bekir, Kayıplar Komitesi’nin kazıları ardından DNA testleriyle kimliklendirildi. Ailesi “kayıp” İsmail Bekir için 43 yıl aradan sonra 16 Ekim 2017 Pazartesi günü Boğaz Şehitliği’nde cenaze töreni düzenliyor…

“Kayıp” İsmail Bekir’in kızı Ülfet Canseç, babasının mezarının kazılması için çok büyük bir mücadele vermişti…

Ülfet Canseç, sosyal medya paylaşımında şöyle dedi:

“Beni bu acı süreçte yalız bırakmayan ,bana destek olan, beni en umutsuz olduğum zamanda yüreklendiren ve bana her yönden yardımcı olan Kayıp Şahıslar Komitesi’ne, Sayın Kemal Dürüst'e, Murat Soysal'a, Sevgül Uludag'a,  şehit Önder Ibrahim'in tüm ailesine, kazıları özenle yapan sıcak soğuk demeden günlerce çalışan Demet hanım ve ekibine,  Karaoğlanoğlu İlkokulu müdür ve öğretmen arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ederim. Sizler olmasanız, bana her yönden yardımcı olmasanız, ben başaramazdım. Sizlerin yardımıyla babamı buldum. Artık onun da bir mezarı var. Tek başına değil bayramlarda, babalar gününde mezarını ziyaret edip çiçekler koyabileceğiz. Yaseminler dizip mezarına götürebileceğiz. Bunları bana kardeşlerime ve anneme yaşatan sizlerin bizlere verdiği destektir. Biz bunu hep beraber başardık . Hepinize ailem adına tekrar tekrar teşekkür ederim.”

Biz de “kayıp” İsmail Bekir’in ailesinin acısını paylaşıyoruz… Işıklarda uyusun…

 

 

 

Bu yazı toplam 1000 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar