1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 12 Eylülcüler adanın kuzeyini de darbeledi
12 Eylülcüler adanın kuzeyini de darbeledi

12 Eylülcüler adanın kuzeyini de darbeledi

Barış Mamalı: Türkiye’de gerçekleştirilen 12 Eylül darbesinin sağ kalan failleri aleyhine bir yargılama süreci başlatılmış bulunmaktadır. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağını herkes merak etmektedir. Bana göre bu yargılamaların sadece darbenin baş mimar

A+A-

 

Barış Mamalı

b.mamali@hotmail.com

 

 

Türkiye’de gerçekleştirilen 12 Eylül darbesinin sağ kalan failleri aleyhine bir yargılama süreci başlatılmış bulunmaktadır. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağını herkes merak etmektedir. Bana göre bu yargılamaların sadece darbenin baş mimarları olan “5 Paşa” için değil o dönemde emir – komuta zinciri içerisinde hukuken suç işlemiş olan tüm insanlara da sirayet etmesi gerekir.

 

12 Eylül sadece bir darbeden ibaret değildir. Bu darbe ışığında gerek demokrasi adına gerekse insan hakları açısından bir çok hukuk dışı ihlaller yaşanmıştır.  İhtilal sonrası sırf düşüncelerinden ötürü öldürülen, işkence edilen, kaybolan veya kaybedilen, meslekten çıkartılan, vatandaşlıktan atılan, sürgün edilen tüm insanlara karşı işlenmiş dünya kadar suç vardır. Tüm bunlar asker otoritesi altında önemli sayıda asker-sivil kadrolarca gerçekleştirilmiştir. Tüm bu kadrodan yargı önünde hesap sorulması devletin halkına olan bir borcudur.

 

Peki darbeciler sadece Türkiye’nin demokrasisine mi müdahalede bulundu? Hayır. Adamızın Kuzeyindeki demokrasiye ve siyasal yapıya da hukuka aykırı müdahaleleri olduğu açıktır.

 

1977-79 Doruk Anlaşmalarında Denktaş ve Makarios “ bağımsız, bağlantısız federal bir devlet” çerçevesinde çözüme ulaşmak için anlaşmaya varmıştı.

 

1980 yılında gerçekleştirilen 12 Eylül darbesi yapılırken adanın kuzeyindeki devletin adı Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) idi. 1974 müdahalesi sonrası oluşan fiili durum ışığında yeni bir anayasa ile yeni bir devlet modeli kurulmuş ve adanın tekrar birleşmesinde oluşacak federal yapı arzusuyla devletin adına da “federe” kelimesi eklenmişti.

 

Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi ( Panama, Haiti, Nikaragua, Şili, Grenada, vs… ) Türkiye’de yapılan bu darbenin de arkasında CIA vardı. 12 Eylül’ü gerçekleştirenler aslında ABD yönetiminin “bizim çocuklar başardı” (our boys did it) diye adlandırdığı paşalar ve subaylardı. 

 

Bu dönemde Türkiye Genelkurmay Başkanlığı’nca bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapor Genelkurmay’ın Askeri Tarih ve Stratejik Etütler (ATASE)Başkanlığınca özel olarak hazırlanmış olup 12 Eylül 1980 sonrası alınacak tedbirleri ve Türkiye’nin yakın geleceğini şekillendirme planlarını ihtiva etmekteydi. 10.3.1981 tarihli “Özel Bir Jeopolitik İnceleme” konulu  işbu raporun satır aralarına göz attığımızda şu ilginç önerilerle karşılaşmaktayız:

 

--- Kıbrıs dörde bölünüp “Girne” Türkiye’ye bağlanabilir, Baf Yunanistan’a bırakılabilir, İngiliz Üsleri bir süre şimdiki konumunu sürdürür.

 

---- Bunların dışında kalan topraklarda da “federe bir devlet” kurulur.

 

---- Türk – Rum Federe Devleti, Birleşmiş Milletlerle sıkı bir işbirliği halinde cennet bir ülke olabilir.

 

---- Birleşmiş Milletler için Kıbrıs, bir çok ünitelerin yerleştirilebileceği ideal bir yerdir.

 

---- Ortadoğu bu yoldan bir nevi kontrol altına alınabilir.”

 

Görüleceği gibi KKTC kurulmadan 2 yıl önce darbeciler adanın bölünmüşlüğünü ve/veya taksimini planlamaktaydı. Bu plan çerçevesinde 1983 yılında uluslararası hukuka aykırı olacağı bilinmesine rağmen KKTC, darbe yönetimince ve/veya ajanları vasıtasıyla ısrarla ve baskıyla kurdurulmuştur. KKTC’nin kurulmasıyla BM’de 1983 ve 1984 yıllarında alınan kararlar ve sonrasında ABAD ve AİHM kararlarıyla bu yapının illegal olduğu hukuki kararlara yansımıştır.  KKTC olgusunun uluslar arası hukuka aykırılığı karşısında Kuzey Kıbrıs ve Kıbrıs Türk Halkı tüm dünyadan izole olarak yaşamaya ve çeşitli ambargolarla ezilmeye mahkum edilmiştir.

 

Darbeci ve anti-demokratik zihniyetlerin Kıbrısla ilgili bu emellerinin yanında adaya olan müdahaleleri de saymakla bitmez.  Bunlardan bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:

 

1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)’nın kurulmasına T.C Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı gizli bir yapılanma olan Özel Harp Dairesi katkı koyarak belirli anlamda öncülük etmiştir.

 

1968 yılında yapılacak Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Muavini ( Ayni zamanda seçilen bu kişi Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi’nin de Başkanı olacaktır ) seçimlerine AİHM’den emekli hakim Zeka Bey aday olur. Kıbrıs Türk toplumundan ciddi bir destekle aday olan Zeka Bey’in karşısında Dr. Fazıl Küçük vardır. Ancak dönemin T.C Büyükelçisi ve TMT liderliğinin baskı ve etkisiyle Zeka Bey adaylığını geri çekmek zorunda kalır.

 

1973 yılında yukarıda bahsi geçen seçimler için aday olan Dr. Fazıl Küçük ve Ahmet Mithat Berberoğlu da Rauf Denktaş karşısında benzer nedenlerle adaylıktan vazgeçirilirler.

 

1974 yılında garantörlük hakkına dayanarak yapılan Barış Harekatı’nın adada bozulan anayasal düzeni tekrar tesis etmek gayesiyle yapıldığı lider kadrolarca beyan edilmesine rağmen ( Temmuz – Ağustos 1974 tarihlerinde Türkiye’de yayın yapan gazetelerde devlet yetkililerinin bu yönde bir çok beyan ve demeçleri bulunmaktadır ) adanın bölünmüşlüğünün kalıcılığına yönelik politikalar üretilmiştir. Oysa 20 Temmuz 1974 sabahı Rauf Denktaş radyodan halka yaptığı konuşmada harekatın temel amacının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması olduğunu açıkça beyan etmişti.

 

1981 yılında KTFD’nde yapılan genel seçimlerde sol ağırlıklı muhalefet Denktaş desteğindeki ve/veya liderliğindeki UBP’ye karşı üstün çıkar ( UBP :18, TKP+CTP+Diğerleri:21). Dönemin darbe yöneticileri ve onun temsilcisi askeri ve sivil yetkililer bu muhalefet partileriyle görüşme yaparak hükümette yer alamayacaklarını ve/veya hükümeti kuramayacaklarını kendilerine uyarı ve tehdit şeklinde aşikar olarak beyan ederler. Bu yapılanlar ada demokrasisine ve bağımsızlığına açıktan bir müdahale teşkil etmektedir.

 

KTFD Anayasası’na göre R.Denktaş’ın 1983 yılından sonra tekrar devlet başkanı olması hukuken mümkün değildi. Ancak darbe yönetiminin açıkça destek verdiği R.Denktaş’ın devlet başkanlığının devamı elzem görülmekteydi. Bu amaçla Anayasa’nın değiştirilmesi gerekirdi. Ancak bunu sağlayacak meclis çoğunluğu yoktu ( 2/3 yani 27 milletvekili). Bu yüzden yeni bir devlet ve buna bağlı yeni bir anayasa yapma yöntemi seçildi. Neticede halkoyuyla kabul edilen KKTC Anayasası ile R.Denktaş’ın uzun yıllar daha cumhurbaşkanı olmasının önü açıldı.

 

 KKTC’nin askeri ve polis kuvvetleri T.C Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı generaller tarafından uzun yıllardır yönetilmektedir. 1983 sonrası yaratılan anayasal yapı içerisinde darbecilerin istediği doğrultuda siyasete ve hükümete etki edebilecek militarist bir yapılanma gerçekleşmiştir. Halen dahi KKTC askeri ordusu yanında polis örgütü, T.C Genelkurmayı tarafından görevlendirilmiş bir general tarafından yönetilmektedir. Bu generallerin bir kısmı Türkiye’de devam eden Ergenekon, Balyoz gibi davalarda adı geçmiş ve/veya tutuklanmış ve/veya sanık olmuş kişilerdir. Kısaca 1983 yılından sonra dahi KKTC’de darbe ve demokrasiye karşı müdahaleci zihniyetlerin hegemonyası devam etmiştir. Bunun en güzel örneği yakın geçmişte yaşanmıştır. UBP-TKP koalisyon hükümeti döneminde GKK Komutanı polisin sivilleşmesine karşı olduğunu ortaya koymak amacıyla hükümete yönelik sert ve hakarete varan açıklamalar yapmıştır. Bu tavır karşısında TKP Başkanı Mustafa Akıncı’nın “Komutan çizmeyi aştı” diyerek karşılık vermesi üzerine adadaki askeri makamların baskısıyla TKP koalisyondan ayrılmak durumunda kalmıştır.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 770 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler