1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 10 yılda 10 bin genç işsiz kalacak
10 yılda 10 bin genç işsiz kalacak

10 yılda 10 bin genç işsiz kalacak

Sosyal Sigortalar Uzmanı Lütfi Özter, "Sosyal Sigortalar Fonu'nun iflası, 50 yaşında emeklilik hakkının nasıl sağlandığı ve sigortalılarla ilgili yeni önerileri değerlendirdi: 10 yılda 10 bin genç işsiz kalacak "1980’li yılların başından itibaren

A+A-

 

 

Sosyal Sigortalar Uzmanı Lütfi Özter, "Sosyal Sigortalar Fonu'nun iflası, 50 yaşında emeklilik hakkının nasıl sağlandığı ve sigortalılarla ilgili yeni önerileri değerlendirdi:

10 yılda 10 bin genç işsiz kalacak


"1980’li yılların başından itibaren hükümet eli ile kaçak ve kayıt dışı işçilik özendirilmeye başlandı. Bu gelişme fonun gelirlerinde giderek artan bir kayba ve sosyal felakete yol açan, çalışma hayatındaki bütün dengeleri ve sendikalaşma çabalarını sıfırlayacak bir diğer gelişme idi."

"1994 seçimleri arifesinde Bakanlar Kurulu tarafından sırf seçimi kazanabilmek amacı ile alınan bir karar nedeniyle Sosyal Sigortanın tüm birikimleri 2-3 yıl gibi çok kısa bir sürede tüketildi."

"Sosyal sigortalılarda 50 yaşında emekli olma hakkının 60’a çıkarılması ile genç nüfusta yaklaşık yüzde 30 olarak tahmin edilen işsizlik oranı ikiye katlanacak ve önümüzdeki 10 yıl içinde en az 10 bin gencin iş sahibi olması engellenecektir"



·        Sosyal Sigortalar Fonu'nun "iflas" süreci nasıl başladı?

·        1994 seçimleri arifesinde Bakanlar Kurulu tarafından sırf seçimi kazanabilmek amacı ile alınan bir karar (Sosyal Sigortalardan yapılan ve asgari ücret altında olan ödemelerin asgari ücrete tamamlanması) nedeniyle Sosyal Sigortanın tüm birikimleri 2-3 yıl gibi çok kısa bir sürede tüketildi.
Bu uygulamaya 12 ve 15 yıllık yatırımla 60 yaşında emekli olanların maaşlarının da asgari ücrete tamamlanması eklenince iflas süreci alabildiğine kısaldı.
Fon açığının devlet bütçesinden karşılanması yerine, yasaya aykırı olmasına rağmen Sosyal Sigorta Fonu’nun borçlandırılmasına gidildi ve kurumun ayrıca faiz yükü bindirildi.
Bu borç faiz oranları bir dönemde % 120 oranına kadar çıkmıştır. Borç ve faiz uygulamaları hala sürdürülmektedir.

Fonun yüzdürülmesi isteniyorsa, prim karşılığı olmayan ve aktüeryal dengeleri yıkan borç, faiz ve diğer yükler fonun sırtından alınmalıdır.

 

Bu kararlarla;

a.    Aktüeryal denge hesapları dışına çıkıldı, fonu kesinlikle iflasa götürecek bir yol açıldı.

b.    Nimet- külfet dengesi bozuldu. Fona yüksek prim yatırımı yerine düşük primler üzerinden yatırım özendirildi. Bu da fonun gelir-gider dengesini bozan bir diğer büyük hata oldu.

c.    1980’li yılların başından itibaren yine hükümet eli ile kaçak ve kayıt dışı işçilik özendirilmeye başlandı. Bu gelişme fonun gelirlerinde giderek artan bir kayba ve sosyal felakete yol açan, çalışma hayatındaki bütün dengeleri ve sendikalaşma çabalarını sıfırlayacak bir diğer gelişme idi.

 

d.    Sosyal Sigortalar Fonu’nun bugün yaşadığı Finansman sorunun temelinde devletin ülkede sosyal transferleri teşvik etmemesi, kendi borç ve mükellefiyetlerini ödememesi, devlet bütçesinden yapılan katkıyı çok düşük tutması, kötü yönetim, toplanan primlerin amaçları dışında bazı bataklarda batırılması, denetimsizlikten kaynaklanan usulsüzlük ve yolsuzluklar, fon kaynaklarının etkin ve verimli değerlendirilmemiş olması, yasa dışı borçlanmalara ödenen yüksek faiz oranları, gerekli önlemlerin gününde alınmaması gibi sorunlar yatmaktadır.

 

 

·        Peki, sosyal sigorta fonunun iflasa sürüklendiğine yönelik uyarılar yapılmadı mı?

·        İşlenen hatalar nedeniyle fonun batağa sürüklendiği yolundaki uyarılara hükümet kanadının yanıtı “Fonun eksildiği parayı tamamlamak görevi hükümete aittir. Dolayısı ile devlet bütçesinden karşılanacak, boşuna karşı çıkıyor, nefes tüketiyorsun” şeklinde olmasına karşın gerçek olan “Devletin o tarihe kadar Sosyal Sigortaya olan üçüncü ayak mükellefiyetini yerine getirmemiş” olduğu idi.

Hükümetin 1994 yılında Sosyal Sigorta’da hayata geçirdiği popülist karar, prime dayalı hiçbir sigorta sisteminde asla yapılmaması gereken korkunç bir sorumsuzluk örneğidir. Prime dayalı sistemlerde fonun sırtına prim karşılığı olmayan hiçbir ek yük yüklenmemesi gereklidir. Böyle bir yola girildiğinde, yani prim karşılığı olmayan veya aktüeryal denge hesapları dışında olan her türlü mükellefiyetin, doğrudan Devlet tarafından karşılanması şarttır.

Hükümetin Sosyal Sigortalara karşı yaptığı ve aktüeryal hesaplarına aykırı olan bir diğer büyük yanlış ise 1981 yılında gerçekleşmiştir.

Sosyal Sigortalar Yasası’nın 4. maddesi çerçevesinde kamu görevlilerinin de katılımı öngörülmüş, kurum bir devlet dairesi olarak düşünülmüştü. Kurumda çalışanların maaşlarının devlet bütçesinden karşılanması öngörülmüştü. Nitekim Sosyal Sigortalar Dairesi’ne yapılan ilk atamaların büyük çoğunluğu diğer devlet dairelerinden aktarmalarla ve terfian gerçekleştirilmiştir. Üst kademelerde olanların çoğunluğu Çalışma Bakanlığı’nda çalışırken Kuruma aktarılanlar olmuştur.


"Karşı çıktık, toplantıları boykot ettik"

·        Sosyal Sigortaları batma noktasına getiren başka adımlar da var mı?

·        Hükümet ayrıca 1981 yılında aldığı bir kararla Sosyal Sigorta çalışanlarının maaşlarının devlet bütçesinden ödenmesini durdurdu ve Sosyal Sigorta Fonundan ödemeye başladı. Türk–Sen olarak bu kararın fona büyük zarar vereceğini, aktüeryal dengeleri bozacağını ortaya koyarak şiddetle karşı çıktık. Bu kararın düzeltilmemesi halinde UBP listesinden meclise giren iki sendikacının partiden istifa ederek bağımsız kalması ve Sosyal Sigorta Yönetim Kurulu toplantılarının boykot edilmesi kararı aldık. 6 ay süre ile Sosyal Sigorta Yönetim Kurulu toplantılarını boykot ederek toplantılara katılmadık. İki milletvekilinin UBP’den istifası ise yetkili kurullarımızın kararına rağmen maalesef gerçekleşmedi. Sonuçta boyun eğmek zorunda kaldık. Sırf bu karar yüzünden fonun uğradığı zarar 400 milyon lira dolayına ulaşmış bulunmaktadır.

 

"Prim artışı yeterli olmadı"

Hükümetin 1994 yılında yürürlüğe koyduğu kararla birlikte Sosyal Sigorta fonlarının tükenmesi üzerine primler % 15’ten 18’e çıkarıldı ama giderleri karşılamak mümkün olmadı. Bu sefer bakanlar Kurulu kararı ile yüksek primden yatırmış olan ve yasaya göre daha iyi bir yaşlılık maaşı almaya hak kazanmış bulunan sosyal sigortalıların yaşlılık maaşını gasp etme yoluna gidildi. Sigortalı kitleleri örgütleyerek harekete geçirmek maalesef mümkün olmadı. Bu kesimin aldığı yaşlılık maaşını, yasanın öngördüğü % 70 oranından % 30’un altına çektiler. Siyasi partilerin işgali altındaki İşçi Sendikalarının sesi çıkmadı. Hükümete hoş görünmek için sessiz kalmayı tercih ettiler.

Açtığım kişisel davaya yargı ancak 2 yıl sonra gün verdi. Bu dava Uluslararası Çalışma Teşkilâtı’nın (ILO) 102 Sayılı Sözleşmesi’nin KKTC’de onaylanmasından yararlanarak açılmış bir dava idi. Bu sözleşme Sosyal Güvenlikte emeklilik maaşlarının, prime esas ücretin % 40’tan az olamayacağını öngörmektedir. Duruşma gününün belirlenmesi üzerine davayı kaybedeceği kesin olan hükümet talebime uygun olarak yaşlılık maaşı ödemelerini % 40’a çıkarmayı kabul ettiğini açıkladı. Gerçekte davanın sürdürülmesini, % 40 uygulamasının ilgili yasa ve anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne havalesini sağlamam gerekiyordu ama maddi gücüm bu konudaki masrafları karşılamama yetmiyordu. Hiçbir sendika bu konuda destek vermemişti. “Sendika kapılarında dolanıp maddi destek istemek” bana ters geldiği için, işin peşini bırakmak zorunda kaldım. 

Acı ama açık gerçektir ki sendikalar bu mücadeleme küçük bir destek vermiş olsalardı sonuç çoktan alınmış olurdu.

 


"Sürü psikolojisi"

Şu anda binlerce sosyal sigortalı 10 yılı aşkın bir süredir sırf bu nedenle yasal hakları olan ayda 4,500.00 TL yaşlılık maaşı yerine sadece 2,600.00 TL yaşlılık maaşı almakta ve sürünmektedirler ama sesleri çıkmamaktadır. Bu da toplumsal karakterimizin ve sürü psikolojisinin bir göstergesi olsa gerek.

Eğer açtığım o dava olmasaydı bugün 2600.00 TL olarak ödenenlerin aldıkları yaşlılık maaşı % 40 yerine hala % 25-28 oranında olacaktı ki rakam olarak ayda 1,300.00 TL civarındadır.

Sosyal Sigortadaki hak gaspları da bütçe dengesini sağlamaya yetmeyince, 1 Ocak 2008’den itibaren prim oranı % 24.5 oranına çıkarıldı.  Bu da yeterli olmayınca % 26.5 oranına çıkarılması gündeme getirildi.

 

·        Peki, sosyal güvenlik fonlarının bir disipline alınması nasıl mümkün olacak?

·        Bilinmelidir ki ülkemizde var olan kaçak ve kayıtdışı köle işçi pazarları önlenmedikçe, düşük yatırımı teşvik eden, yüksek yatırımı caydıran sistem değiştirilmedikçe, işçilerden kesilen primlerin ödenmemesi aymazlığı aflar çıkararak ödüllendirildikçe, Belediyeler ve diğer büyük kurumların sosyal güvenlik primlerini yatırma konusu disipline edilmedikçe, Sosyal Güvenlik Fonlarının gelir- gider dengesinin sağlanması olanağı mevcut değildir.

KKTC, bütçe genelinin % 5.39’u (2012 bütçesi) ile dünyada Sosyal Sigorta Fonu’na en düşük katkıyı yapan devlettir. OECD ülkelerinde en düşük katkı oranı % 12.7’dir. AB ülkelerinde genel bütçeden Sosyal güvenlik kurumlarına yapılan katkı % 14 ile %77 arasında değişmekte olup, ortalama katkı % 35’tir. Devletin kamu emeklisine bütçeden yaptığı aylık ortalama katkı kişi başına 3,000.00 TL, sosyal sigortalılar fonuna kişi başına yaptığı aylık ortalama katkı ise sadece 144.00 TL’dir.

 

50 yaşında emeklilik

·        Sosyal Sigortalılara 50 Yaşında Emekli Hakkı Nasıl Sağlandı?

·        “Sosyal Sigortalılara 50 yaşında emekli olma hakkını veren yasa önerisini bizzat hazırlayan ve 2 Şubat 1984’de Türk–Sen’i temsilen Kurucu Meclis’te görev alan diğer iki üyeye de
imzalattıktan sonra Meclis’e sunan benim.

O sırada Türk–Sen’i temsilen Kurucu Meclis’te görev yapıyordum. Kamu görevlileri yaş haddine bakılmaksızın 30 yaşında 30 yıl hizmet üzerinden emekli ediliyordu. Türkiye’de sosyal sigortalıların emekliliğinde de yaş haddi yoktu. Kadın 20, erkek sigortalı ise 25 yatırım yılını tamamladığında emekli olabiliyordu.

– Hazırladığım yasa önerisinde Sosyal Sigortalılara hayat Pahalılığı ödeneği verilmesi,

– Kıdem ikramiyesi hakkı verilerek prim karşılığı Kıdem Tazminatı fonu oluşturulması,

– Mücahitlik hizmetlerinin kamu görevlilerine olduğu gibi sosyal sigortalı mücahitler için de bire iki sayılarak mücahitler arasında yaratılan ayrıcalığın kaldırılması, 

– Mücahitlik hizmetleri hiç sayılmayan Lefke Maden işçileri, Mağusa, Larnaka ve Limasol Liman İşçileri ve diğer bazı kesimlerin hizmetlerinin sayılması,

– Ev kadınlarına sosyal sigortalı olma hakkı tanınması gibi temel haklar yanında isteğe bağlı sigortalık,

– İşsizlik ödeneğinin daha makul şartlara çekilerek mevsimlik işçilere yararlanma olanağı
verilmesi,

– Sigortalının uğrayacağı her türlü kazanın yer ve zamanına bakılmaksızın iş kazası kapsamında sayılması dâhil çeşitli düzenlemeler vardı.

Bu öneriler kabul edilseydi bugünden çok daha mükemmel bir sosyal sigorta sistemine sahip olacaktık.

Sunduğum tasarının komitede görüşülme aşamasına gelindiği sırada hükümet Meclise 17 Ara-lık 1984 tarih ve BB/12/83–94 sayılı yazı ile “Kıbrıs Türk Sosyal Sigortalar (Değişiklik) Yasa Tasarısı” sundu ve tam 105 konuda değişiklik istedi. Hükümetin taleplerinin çoğunluğu prim artışları ve var olan hakların budanmasına yönelikti.

Benim 45 yaşında emeklilik hakkı önerime karşılık, hükümetin önerisi 55 yaştı. Sayın Dr. Ali Atun’un başkanlığını yaptığı komisyonda benim önerimle hükümetin tasarısı birlikte ele alındı. Aktüeryal denge hesapları paralelinde MYÖ primlerinde % 30 oranında artış karşılığı 50 yaşında emeklilik kabul edildi.

 

10 yılda 10 bin genç işsiz kalacak

 

·        Peki, emekli yaşı yeniden 60'a çıkarsa, sizce bunun sonuçları ne olacak?

·        Sosyal sigortalılarda 50 yaşında emekli olma hakkının 60’a çıkarılması ile genç nüfusta yaklaşık yüzde 30 olarak tahmin edilen işsizlik oranı ikiye katlanacak ve önümüzdeki 10 yıl içinde en az 10 bin gencin iş sahibi olması engellenecektir. Bu da, ülke ekonomisi ile sosyal yaşamında tamiri olanaksız ağır yaralar açacak, yıkım yaratacaktır.

Bugün emekli yaşını artıranlar yarın bu yaşı aşağıya çekerek gençlere istihdam kapısı açmaktan başka yol bulamayacaklar ama bu gençlerin alacağı yara ve ülkeye verilecek zarar kapatılamayacaktır.

Emeklilik yaşı saptanırken sadece Sosyal Sigortanın gelir-gider dengesi ile ölüm yaşı ortalamasının değil, ülkedeki işsizlik olgusunun da dikkate alınması gerekmektedir. Yıllık doğum ortalamasının 4500, ölüm ortalamasının ise 960 civarında, yıllık emekliye çıkışın binin altında seyrettiği ülkemizde, kaçak işçiliğe son verseniz dahi, her yıl iş hayatına katılacak olan ve olan binlerce ek vatandaşa iş olanağı yaratacak ekonomik gücünüz, plan ve programlarınız, olanaklarınız var mıdır? İşgücü planlaması bugüne kadar hiç düşünüldü mü? 

Ekonomik gerçekleri, iklim koşullarını ve nüfus yapısını dikkate almayan yaklaşımlar sosyo-ekonomik yıkım, işsiz sayısında artış, verim düşüklüğü, göç, yoksulluk gibi çözümü olanaksız ağır yaralar açacaktır. Emekli yaşı ile istihdam oranı bileşik kaplar gibi çalışmaktadır. Emekli yaşı ne kadar yükseltilirse, işsizlik oranı da o ölçüde artmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1337 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler