1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 10 Yaşındaki Çocuk Nasıl Karar Versin?
10 Yaşındaki Çocuk Nasıl Karar Versin?

10 Yaşındaki Çocuk Nasıl Karar Versin?

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Sistemi’nde 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim, kesintili olarak 12 yıla çıkartılıyor. Yeni sistemde ilköğretim; ilkokul ve ortaokul işlevi görecek 4+4 şeklinde iki kademeden oluşacak. Ardından gelecek 4 yıl ise lis

A+A-

       

 

 

  Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Sistemi’nde 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim, kesintili olarak 12 yıla çıkartılıyor. Yeni sistemde ilköğretim; ilkokul ve ortaokul işlevi görecek 4+4 şeklinde iki kademeden oluşacak. Ardından gelecek 4 yıl ise lise eğitimi olarak devam edecek. Lise eğitimi temel eğitim kapsamına alınacak ve zorunlu olacak. Böylece ilköğretim ve lise eğitimi 'temel eğitim' olarak 4+4+4 şeklinde yeniden düzenlenecek. İlk dört yılı bitiren öğrenci halen devam ettiği ilköğretim okuluna gidebileceği gibi başka bir okulun 'ikinci kademesine' de devam edebilecek. Bu kademe 'ortaokul' işlevi görecek. Türkiye basınında, AK Parti'nin 2010'daki Eğitim Şûrası'nın kararlarını esas alarak hazırladığı yasa teklifini son aşamaya getirdiği ve düzenlemenin önümüzdeki günlerde Meclis'e sunulacağı bilgileri yer aldı…

 

Herhangi bir eğitim sisteminde zorunlu eğitimin uzatılması şüphesiz ki desteklenmesi gereken bir uygulamadır. Ancak ilköğretim kapsamını kesintili hale getirmek ve ilkokulu 4 yıla çekecek bir yapılanma her açıdan eleştiri almaktadır… Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal’ın bu anlamdaki değerlendirmeleri oldukça manidar. Baykal hocamızın yorumu şöyle: “Pedagojik kaygılarla yapılmadığını düşünüyorum. Eski bir siyasi ve ideolojik takıntı. Din eğitimini kolaylaştırmak istiyorlar. Yönlendirme için 4. sınıf çok erken. Mesleki eğitime erken yaşta yönlendirmeyi, zorlamayı insan haklarına ve bilime aykırı buluyorum. Mesleki eğitime öğretmen yetiştiren fakültelerin kapatıldığı bir ülkede çocukları erken yaşta mesleki eğitime yönlendirmek bir mizah şaheseri…”

 

         Bütün bunlar, 4+4+4 şeklindeki 12 yıllık bir zorunlu eğitim, pedagojik ve bilimsel bir yan içermediğini açıkça gösteriyor. Anlaşılıyor ki bu uygulamanın temelinde, Türkiye’deki imam-hatip okullarını lise düzeyinden aşağılara çekmek ve imam-hatip ortaokullarına zemin hazırlama zihniyeti yatmaktadır. Böylelikle, 4. sınıf sonunda daha 10 yaşındayken ilahiyat eğitimine yönlendirilmesi sağlanmış olacak…

 

         İyi de, bütün bunlar bizi niye ilgilendiriyor? İlgilendiriyor çünkü eğitim sistemimiz son dönemdeki yönetim anlayışı, Türkiye’den “kopyala-yapıştır” şeklini almıştır… Ne yazık ki sırf Türkiye ile uyumluluk adına ilkokullarımızdan koskoca bir yılı eğitim sistemimizden atmış, ilkokullarımızı 6 sınıftan, 5 sınıfa düşürmüş çarpık bir eğitim yönetiminin mirasçılarıyız… Öğretim programlarını, ders kitaplarını, din eğitimini, ilahiyat bölümlerini, SBS’yi ve daha birçok unsuru hep bu anlayışın ürünü olarak Türkiye’den transfer ettik…

 

         Öte yandan Türkiye’de yapılmaya çalışılan ve birçok eğitim bilimci tarafından eleştiri alan 4. sınıf öğrencilerinin yönlendirilmesi biz zaten yapıyoruz… 10 yaşındaki çocuklarımızı SBS’ye, KGS’ye sokuyoruz. Gelecekleriyle ilgi karar vermelerini istiyoruz… Hiçbir gelişim kuramına uymayan uygulamalarımızla, somut dönemini tamamlamamış çocuklarımıza sorduğumuz soyut sorunlarla,  hiçbir üst düzey düşünme becerisi içermeyen tamamen ezbere dayalı bir anlayışla onları grupluyor, etiketliyoruz… Psikolojileri bozulma pahasına, gelecek eğitimlerinin önemli yaralar alma pahasına 10 yaşındaki çocuklarımıza büyük sorumluluklar yüklüyoruz… Ve ne yazık ki bütün bunları onlara daha iyi eğitim vermek adına yapıyoruz… Oysa yaptıklarımız Ali Baykal hocamızın dediği gibi hem insan haklarına hem de eğitim bilimine aykırı… 

        

BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

Öğrencinin İç Konuşması

 

Ülkemizde ilköğretimden başlayarak üniversiteye girişe kadar pek çok sınav yapılıyor. Çocuklarımız henüz oyun çağında iken sınav denen ve pek de pedagojik olmayan o acayip uygulama ile tanışıyorlar. Sınavın amacını anlamadan, kendisine sağlayacağı olanakların farkında olmadan, sınav maratonu çocuk için başlamış oluyor. Ortaöğretim kurumlarında dönem sonu sınavları, 28 Ocak’ta da 4. ve 5. sınıf öğrencilerimizi bekleyen SBS, Ocak ayısını bir sınav ayı haline getiriyor…

 

İşte bu dönemlerde keşke öğrencilerin iç konuşmalarını duyabilsek… Sanırım o zaman onları daha iyi anlayabilirdik onları… Bakın sınav zamanlarında öğrencilerin iç konuşmaları neler söylüyor:

 

İç konuşma 1: Benim bu su sınavı başaracağıma ilişki olarak ailem, arkadaşlarım ve çevremdekilerin bana güveni beni endişelendiriyor. Ya başaramazsam... O zaman bana hangi gözle bakacaklar diye düşünüyorum. Ben zayıf not aldığımda da; annem-babam müthiş hayal kırıklığına uğrayacak; arkadaşlarımın gözünde değerim düşüp, benimle alay edecekler diye kimseye notumu söyleyemem zaten. Bu rahatsız edici bir duygu... Başarısızlık yeteneksizlikle aynı anlama mı geliyor? Arkadaşlarıma kendi notumu söylemeden önce onların kaç aldığını sorarım.

 

İç konuşma 2: Sınava hazırlanan bir insanın bedeninin panik halinde olması doğal mı? Çünkü benim bedenimin dengesi bozuluyor. Canım istemediğinden sınav öncesi bir şey yiyemiyorum. Uyku düzenim bozuluyor, midem bulanıyor, bağırsaklarım kilitleniyor. Ben yapmıyorum ama sınav sırasında bacağını sallayan, parmaklarını sıraya vuran, kalemiyle silgisiyle oynadığını söyleyen arkadaşlarım var…

 

İç konuşma 3: Sınava girmeden üniversiteye gitmenin bir yolu olmalı! Ben bu sınavı kazanınca hayatta daha iyi pozisyonlara gelmeyi garantileyemeyeceğimi biliyorum. Yine de geleceğimin bu sınavdaki başarıma bağlı olduğunu bilmek beni üzüyor. Aslında sınavlar, insanın hedeflediği amaçlara ulaşabilmesi için ölçü olmamalı. İnsan sınav/test dışında bir yöntemle işe girebilmeli, üniversiteye başlayabilmeli. Bu sınav sonucunun benim hayat başarım ve güvenliğimle doğrudan ilgili olmadığını bilsem de, elimde olmadan öyle düşünüyorum.

 

 

BURAYA DİKKAT    

 

 

YGS Başvuruları Başladı

 

         Yükseköğretime Geçiş Sınavı'na (YGS) başvuru tarihlerini daha önce 26 Aralık 2011-6 Ocak 2012 olarak duyuran ÖSYM, bunu 3-13 Ocak 2012 olarak değiştirdi. Böylece geçtiğimiz hafta başlayan 2012 Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) başvuru işlemleri için bu haftanın son iş günü olan 13 Ocak 2012 Cuma günü sona eriyor…

 

Adaylar, 1 Nisan Pazar günü saat 10’da yapılacak sınavın, 2012-ÖSYS Kılavuzu ile aday başvuru formuna http://www.osym.gov.tr internet adresinden ulaşabilecekler. Adayların Başvuru Merkezleri’ne gitmeden ya da bireysel olarak internet aracılığıyla başvurularını yapmadan önce 35 TL olan başvuru ücretini, kılavuzda belirtilen bankalara yatırmış olmaları gerekecek

 

Kılavuzda, "fotoğrafın, yüzü açık, adayın kolaylıkla tanınmasını sağlayacak şekilde cepheden çekilmiş olması gerektiğinden, başvuru merkezine giderken adayların bu hususa dikkat etmeleri gerekiyor. Sınav günü tanınmada önemli rol oynayacak, fotoğraftaki saç, bıyık, makyaj gibi görünüm özelliklerinde değişiklik bulunmamalı. ÖSYS'ye başvuruda ortaöğretim kurumu (okul) müdürlükleri ve ÖSYM Sınav Merkezi Yöneticilikleri başvuru merkezi olarak görev yapacak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1344 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler