1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 10. Kıbrıs Tiyatro Festivali -notlar
10. Kıbrıs Tiyatro Festivali -notlar

10. Kıbrıs Tiyatro Festivali -notlar

‘Murtaza’ – Adana Devlet Tiyatrosu Kaçırdım. Selanik dönüşümüze, okulun açılmasına denk gelince mümkün olmadı. ‘Antonius ve Kleopatra’ – Oyun Atölyesi Shakespeare klasiğini yenilebilir, yutulabilir hale getiren, b

A+A-

 

 

‘Murtaza’ – Adana Devlet Tiyatrosu

Kaçırdım. Selanik dönüşümüze, okulun açılmasına denk gelince mümkün olmadı.

 

‘Antonius ve Kleopatra’ – Oyun Atölyesi

Shakespeare klasiğini yenilebilir, yutulabilir hale getiren, başarılı bir adaptasyon olmuş. Forum tiyatro tekniğine benzer bir yorumlama tüm oyuncuların seyircinin gözü önünde, sahnede oturduğu, sahnesi bitince sahne arkasına geçmek yerine sahnenin arkası ve yanlarındaki yerlerine yönelen, ve senkronize dönüşleriyle ‘rol/karakterden çıkan’, yeri gelince ‘rol/karaktere giren’ oyuncuları izlemek oyuna bambaşka bir etki kattı.

Işık, ses, müzik ve özellikle su sağolsun (sahnede su elementinin kullanılmasını hep çok sevdim), ve sahnelerin küçük küçük hazmedilebilir lokmalara dönüştürülmesi sayesinde artık herkes ‘Shakespeare izledim’ diyebilecek..!

 

‘Sırça Kümes’ – Ankara Devlet Tiyatrosu

Tennesse Williams’ın bu ünlü eserinin nasıl yorumlanacağını merak ediyordum.

Laura’yı canlandıran (ve sonrasında sevgili Yaşar abinin gelini olduğunu öğrendiğim) Gülin Ersoy’un performansı gerçekten etkileyici.

Onun dışında da oyunla ilgili söyleyebileceğim olumlu bir şey bulmakta zorlanıyorum. Yer yer ‘vay, farklı bir yorum katacaklar galiba’ diye heyecanlandığım (mesela, üst perdeden replik yansıtılan bölümler, ya da bir oyuncunun bir diğer oyuncunun ‘iç sesi’ olduğu an...) ama sonrasında bu yenilikçi tiyatro tekniklerini kullanma cesareti yarıda kaldığı, misyonunu tamamlayamadığı için sırıtarak duran bir-iki detaydan öteye gitmedi. Hele her ‘baba’ dendiğinde ön sağ duvarda asılı duran baba portresinin aydınlanması olayı o kadar yüzeysel, çiğ, hatta komik olmuş ki!

‘Anlatıcı’ rolündeki oyuncunun ses rengi ve tonlamaları oyunun başından sonuna beni nasıl rahatsız etti anlatamam. Kendi sesi değil de bir başkasının sesinin çok abartılı bir taklidi gibi kulaklarımı tırmaladı durdu.

 

‘Ben, Bertolt Brecht’ – Dostlar Tiyatrosu

Genco, Genco, Genco...

Gene ağlattın; sana ve senin gibilere karşı mahçup hissettirdin beni.

Bitmez bilmez enerjin, hele hele biz ‘insan’lara meram anlatmak yolundaki inadından öğreneceğimiz o kadar şey var ki.

Söz verdim, önümüzdeki yıl yine gelirsen, ki gelmelisin, hep gel..! Kıbrıs usulü, zeytin yapraklarıyla tütütmek isterim seni.

 

‘Soğuk Bir Berlin Gecesi’ – Ankara Devlet Tiyatrosu

Oyunun sonuna doğru yaratılması amaçlanan iç karartıcı tablo, pis kokusuyla birlikte seyirciye kadar ulaştı. ‘Tarık’la birlikte kapana kısıldım, sıkıştım, midem bulandı.

 

‘Zübük’ – Ankara Sanat Tiyatrosu

Hayatımda bir kez, on iki yıl kadar önce Alper Susuzlu’nun bir ‘oyun’unda sonuna kadar dayanamayıp çıkmıştım. Zübük ikinci oldu...

 

‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ – Ankara Devlet Tiyatrosu

Ve Eylül’ün Festivali nihayet YDÜ Salonlarını terketti! Hem de ne müthiş bir oyunla, yorumlamayla... Has-Der binasında, 360 derece ‘in-the-round’ seyirci düzenlemesiyle sahnelendi oyun. Seyircinin göbeğinde bir forklift, forkliftin içinde, üstünde, altında bir deli. Yıllarca Genco Erkal ile sevmiştim Popriçin’i, çok yakıştırmış, özdeşleştirmiştim... Şimdi ise Erdal Beşikçioğlu! Benim için festivalin en iyi oyunuydu.

 

‘Rab Şeytana Dedi Ki’ – Ankara Devlet Tiyatrosu

Eski usül paçavra ya da şu sıralar yaygın olan modern virüsler mi bilmem, ne yataktan çıkmak ne de yediklerimi içeride tutmak mümkün bugün/gece...

 

‘Ah Smyrna’m Güzel İzmir’im’ – Tiyatro Pera

Oyunun eşit ağırlıkla iki dilli (Rumca ve Türkçe) olarak oynanması çok anlamlı, hele bu coğrafyada. Yine de gerekli gereksiz esleri kadar, gerekli gereksiz kaos anları nedeniyle oyunun temposunu gösteren bir grafik çizmek istesem (ki aklımdan geçmedi değil) bu, kalbi duran, ancak belli aralıklarla uygulanan elektro şoklar nedeniyle canlanmaya çalışan birisinin nabız çizgisine benzerdi... Sessizlik, sessizlik, durağanlık, es, es, es.... sonra aniden, üstelik her birden paldır küldür bağrış çağrış...

 

Tiyatro eleştirmenliğine soyunmadım, soyunmam da zaten, hele bu işe soyunanları gördükçe...!

Festival bitti, her oyunla ilgili karalanmış notlar bunlar sadece, çok ciddiye almaya gelmez. Tutkulu bir tiyatro izleyicisi gözüyle, ‘beğendim – beğenmedim’ naifliğinde, ancak neden beğenip neden beğenmediğimi sorgulayan, sezgileyen bir kurcalama... ‘E, bu da olsun’ şükrancılığından uzak bir nankörlük ve yeni ekipler, farklı yüzler, daha cesur, daha deneysel yorumlamalar görebilme dileğiyle...

Sevgili Yaşar (Ersoy) abinin festivalin son oyunu öncesinde yaptığı kapanış konuşması hepmizin içinde buruk bir tat bıraktı. Hoş bir sürpriz yapıp Kıbrıs Tiyatro Festivali’ni on yıllardır yalnız bırakmamış köşe yazarlarını sahnede onurlandırdıktan sonra seyirciye “şu önümüzdeki bir-iki ayda desteğinize ihtiyacımız olacak...” diye seslenmesi birilerinin yine o ya da bu sebeple midemizi bulandıracağının ipuçlarını verdi.

Her yıl iple çektiğim tiyatro festivali ile dopdolu geçen bir Eylül’ü, ve onunla birlikte bir başka Eylül’ün Festivali’ni geride bıraktık... Emeği geçen, emeği geçmediği için bu ateşi daha da körükleyen herkese teşekkürler..! Daha nice on yıllara..!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 756 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler